22 Ekim 2013 Salı

Sanal Alemimiz

Geçenlerde okuduğum bir makalede ki istatistiki verilerde Türkiye günde dört saat televizyon izleyen bir toplum olarak  sıralamada ilk sıralara  yerleştiği, faceboook ve twitter kullanımında da bu birinciliği  kimseye kaptırmadan devam ettirdiğini yazıyordu.
 Okumanın ne kadar kıymetli bir şey olduğunu, insanın zihni, ruhu, benliği için ne derecede hayati değer taşıdığını bu sonuçlardan sonra bir kez daha düşünmek gerekir.
 Ancak beni asıl düşündüren şey teknolojinin, gündelik hayata girerken aldığı çarpık şekil. Sermayenin, güç ehlinin çıkarlarına göre alıyoruz hayatımızın içine, o bizim için vazgeçilmez olan, teknolojiyi. Bize gösterildiği şekilde, kullanıyoruz, ötesini aklımıza bile getirmiyoruz. Bugün elimizin altında olan, hayatımızı kolaylaştırdığını bile çoktan unuttuğumuz pek çok teknolojik gerecin, birkaç küçük değişiklikle bizim dışımızdaki hayatlara nasıl daha iyi gelebileceği düşüncesi, merakı yok içimizde. Nasıl olsa birileri yapar… Yapmıyor işte o birileri, o birileri, en çok kime nasıl satabilirim, üzerine yoğunlaştırıyor kendi meraklarını ve sonuç ortada...
Sınırsız telefon ve internet tarifeleri, orta ve alt sınıfa ait bireylere, bir tür sınıf atlama aracı olarak sipariş ediliyor.
Düşünüyorum, kim, hangi teknolojinin hakkını veriyor acaba, diye…
Doya doya telefonla konuşmak dışında, bir cevap gelmiyor aklıma…
 Televizyondan ümidimi kestim, telefondan da öyle. Onlar bizler için artık sadece birer tüketim teknolojisi.
Ancak e-kitap için hala umut var. Bir araç olarak kitapla ilişki kurmak, kapağını, sayfalarını çevirmek, mürekkebini koklamak, benim  için  vazgeçilmez.
Ama okumak, daha çok okuma imkanına kavuşmak, daha da vazgeçilmez.
Daha çok okuyan düşünen ve fikir üreten bir toplum hayaliyle ….