22 Ekim 2013 Salı

SON İSTEK

SON İSTEK




Vitrinin önünde bir süre durdurduktan sonra kapıyı iterek içeriye adımını attı. 
“Hoşgeldiniz” diyen dükkân sahibinin sesini duymamış gibiydi. 
Duvardaki resimleri uzun uzun inceledikten sonra parmağı ile renkli ve parlak kâğıda basılmış olanı işaret etti.
“Ben de aynı bundan istiyorum” dedi kararlı bir şekilde. 

Erdal, “Tamam amca” dedi ve karanlık odanın ışığını yaktı. Gözlerini yaşlı adama doğru çevirdi.

“Gelin böyle! Siz içerideki sandalyeye oturun. Ben hemen geliyorum. Elinizdeki poşeti de aynanın önüne koyabilirsiniz”. 

Hasan amca aynaya doğru iyice yanaştı. Arka cebinden çıkardığı ince ve küçücük tarakla seyrek saçlarını yana doğru itinayla taradı. Gözündeki gözlüğü çıkarıp aynanın önüne bıraktı ve “Tamam. Ben hazırım” diye seslendi içeriye. 

Erdal, Hasan amcanın yanına giderek omuzlarını biraz arkaya doğru itti. Başını da hafif yana doğru eğdi. Işığı kapatıp tekrar yerine geldi. 

“Amcacığım hiç kıpırdama böyle kal. Çekiyorum” dedi ama birden amcanın elindeki pakete takıldı gözü. “Amcacığım ama sen elindeki şeyi bırakmamışsın. İyi ki fark ettim. Resmin bütün güzelliği kaybolacaktı”. 

Hasan amcanın hiç bir tepkide bulunmaması Erdal’ın tuhafına gitmişti. Paketi almak üzere elini uzattı ama boşta kaldı. Yaşlılıktan dolayı işitmemiş olabileceğini düşünerek iyice eğildi ve kulağına aynı sözleri tekrarladı. Yine tepki yoktu. 

“Amcacığım elindeki nevresim takımı mı? Herhalde yeni aldın ve çok beğendiğin için de bırakmak istemiyorsun. Korkma çalınmaz burada. Hadi ver de bir köşeye koyuvereyim. 
Hasan Amca’nın beyaz gür kaşları çatılmıştı. Titreyen dizlerinin üzerine avuçlarını bastırarak “Sanane be oğlum. Parasıyla değil mi? Ben böyle poz vereceğim. Keyfimin kahyası mısın? Üstelik o nevresim falan değil. Benim kefenim! İstersem giyinir çektiririm! Hem bu benim son fotoğrafım olabilir. Beş tane çocuğum var. Bana o kadar çoğaltacaksın. Var mı itirazın! ” 

Erdal geri geri çekilip lambayı yaktı ve odanın kapısını ardına kadar açtı. Vücudunun titrediğini hissedebiliyordu. Dili dolaşmış, boğazı kurumuştu. “Deli midir nedir!” diye düşündü sonra Hasan amca ile göz göze geldi. Hasan amca kıkır kıkır gülüyordu. Omuzları da bir yukarı bir aşağı inip çıkıyordu. 

“Korkma! Deli değilim ben. Bizimkilere şaka yapacağım. Bu aralar hepsinin suratı beş karış. Onları eğlendirmek de benim işim. Rahmetli hanımına “Ölümlü dünya. Eğer önce ben gidersem en sevdiğim yemeği pişirip mezarımın başına koyacaksın.” diye söz almıştım. Ama o benden önce öldü. Şimdi çocuklara söylüyorum “makul ve mantıklı bir şey iste” diyorlar. İnsanın hanımın yeri bir başka evladım.”

Erdal kafasını dışarı doğru çıkardı ve eliyle yardımcısına “çabuk buraya gel” diye işaret etti. Sami, ustasının çağrısına elindeki işi bırakarak koştu. Hiç onu böyle panik halde görmemişti. 

Sesi titreye titreye “Amca! Böyle bir hatıra fotoğrafı çektirmen bence hiç uygun değil! Şahsen benim babam böyle bir resim çektirip bana verse, hadi bir de ölse, vallahi ben korkumdan o resmi değil çerçeveletip duvarıma asmak, elimi bile süremezdim. Hortlak görmüş gibi olur insan. Ne bileyim. Ben derim ki gel adam akıllı bir resim çekeyim sana. Bırak şu kefenini”.

Hasan amca resim konusunda oldukça ısrarlıydı. 

“Seksen iki yaşındayım. Aklım da gayet yerinde oğlum. Çek işte! Uzatma!

Erdal deklanşöre alelacele bastı. Hasan amcanın mutluluğuna diyecek yoktu. “Çektiysen hadi yardım et de sandalyeden kalkayım” dedi gülerek.
Birlikte odadan çıktılar. Erdal, kasaya doğru yöneldi. Hasan amca iç cebinden cüzdanını çıkarmaya çalışıyor bir yandan da seçtiği resme bakıyordu. 

Erdal, Hasan amcanın uzattığı parayı alıp üstünü geri verirken “Amca merak etme. Aynı o beğendiğin resim kadar güzel çıkar. İki gün sonra da gelir alırsın ” dedi.

Hasan amca dükkândan çıkar çıkmaz Erdal pelte gibi olmuş bedenini deri koltuğuna bırakıverdi. Sami “Ağabey biz rüya falan görmedik değil mi?” dedi çakır gözlerini ustasına dikerek. 

“Düğün, sünnet, kına, mezuniyet daha pek çok amaç için resim çektim ama vallahi kefenle ilk kez oluyor” sözleri dökülüverdi Erdal’ın dilinden. 

Birden kapı tekrar açıldı ve gelen Hasan amcaydı. 

“Merhabalar çocuklar. Demin söylemeyi unuttum da geri döndüm. Bu kefeni aldığım adam sordu bana “Bey amcacığım, rahmetli iri yapılı mıydı yoksa minyon muydu? Kefeni ona göre vereceğim de!”. Ben de “Kendim için alıyorum” demiştim. O satıcı da aynı sizin gibi şaşırmıştı. Hadi Allah’a emanet olun. İki gün sonra ölmez sağ kalırsam görüşmek üzere”.