16 Nisan 2014 Çarşamba

ÖZGÜVEN EKSİKLİĞİ KADER DEĞİLDİR



Hey sen! Bazen çekinik mi davranıyorsun? Zaman zaman yüzün mü kızarıyor? Merak etme, aslında herşey yolunda... Ancak abartma. Çevreye uymakta zorluk çeker hale geldiğinde sıkıntı başlıyor. Nedeni ise öz güven eksikliği. Kendine güvenmen için sorunlarla yüzleşip onları çözdüğünü gör. Spor yap, müzikle uğraş, Utangaçlığı yen ki; iş hayatında kapı gibi önüne çıkmasın...
“ÖĞRENCİ tahtaya kalkamaz. Soruları bildiği halde parmak kaldırmaz ya da derse katılmaz. Öğretmen kaldırıp soru sorarsa aşırı heyecanlanır, yüzü kızarır ve kekelemeye başlar ve dili dolanır. Bildiği halde şaşırıp yanlışlar yapar. Çok utanır. Arkadaşlarına ve öğretmenine karşı rezil olduğunu düşünür, bazen okula bile gitmek istemez. Bu gençler, arkadaş edinemezler, hep yalnızdırlar veya çok azının bir-iki arkadaşı vardır. Karşı cinsle iletişim kuramazlar. Yüzleri kızarır, elleri titrer, çok heyecan yaparlar. Kalabalık bir ortamda kendilerini izleniyor gibi hissedip, bakışların üzerinde olduğunu zannederler. Bu nedenle bu tür ortamlarda bulunmamaya dikkat ederler. Zorunlu ise o ortamın en kuytu sote yerini bulup ‘gizlenmeye’ çalışırlar. Bazı çekingen çocuklar ya da gençler, sürekli eve kapanırlar. Bilgisayar, internet başında sanal alem bağımlısı olabilirler.”
Bütün bunlar çok mu tanıdık geliyor? Hemen panik olmayın. Kimse size “utangaçsınız” diyemez. Çünkü uzmanlar, bir kişiye utangaç demek için hiç de aceleci davranmıyorlar. Basmakalıp yaklaşımlarla hemen utangaç ya da çekinik yaftası da yapıştırmıyor. Aslında kişinin en temel “duygu ve bilgi karışması” olan utangaçlık, psikolojinin önemli bir konusu.
Yıllarını klinik psikolojiye adamış, Grafoloji (el yazısı bilimi) uzmanı psikolog doktor Nursu Marmara, “Utangaçlık çok insani, çok ahlaklı ve pozitif bir duygudur” diyor ve ekliyor:
“Ancak dozu önemlidir. Çevreye uymakta zorluk haline geliyor, insana çelme takıyorsa o zaman orada durmak lazım. Çevreye uyumu zorlaştırıyorsa, dozu yüksekse sorun haline geliyor ve o zaman kişinin kendine güvenmemesi devreye giriyor.”
Özgüven zedelenirse...
Hem sosyal hayatta, hem iş hayatında hem de ikili ilişkilerinde temel olarak dışa dönük olmak başarıyı etkiliyor. Psikolog Narek Karasu, “Bir kişinin içe dönük ya da dışa dönük olması kısmi olarak genetiktir. Bazıları daha dışa dönük, bazıları daha çekiniktir” diyor. Ayrıca utangaçlık konusunda kişinin içinde bulunduğu çevrenin, kişiye olumlu ya da olumsuz destek verdiğini söylüyor. Gençlerin 12-16 yaş arasında duygusal değişim içine girdiği, beraberinde bir bunaltı yaşadığı, bunun sonucunda da ergende içine kapanıklık ya da agresiflik gözlendiğini anlatıyor.
Bu durumda ne yapılması gerektiği konusunda Psikolog Karasu, şunları söylüyor:
- Kişinin özgüveni doğuştan veya çevre etkenlerden etkilenir.
- Kendine güven, problem çözerek gelişir. Kişi, bazı sorunlarla yüzleşmeli, sorunları kendisinin çözdüğünü görmeli.
- Özgüven, bakış açısıyla da ilgilidir. Karamsarlık ve negatif düşünme alışkanlığı kişinin özgüvenini zedeler. Daha çok ailesinde sevgi ve kabul görmemiş çocuklar, bu sıkıntıyı yaşar.
- Doğuştan ya da kısmi olan mükemmelliyetçi yapı, özgüveni zedeler. Ailenin etkisi büyüktür.
Peki, utangaçlık bir hastalık mıdır? Yanıtı, Balıklı Rum Hastanesi ve Anatolia Tedavi kliniklerinde grup ve bireysel terapilere katılan Karasu’dan geliyor: “Utangaçlık insana ait bir duygudur. Genel bir davranış biçimi haline gelmişse sorun olarak algılanabilir. Herkeste vardır aslında. Ama bu, hastalık olduğunu göstermez.”
Özgüveni ortaya çıkarmak
Kişi, utangaçlığını fark edebilir mi? Evet. Uzmanlara göre, kişi eğer kendini utangaç hissediyorsa, profesyonel destek alması yerinde olur. Tedavisi ağır değil. Sadece kişinin sonradan öğrendiği negatif duygu ve durumları olumlanıyor. Özgüven duygusu ortaya çıkarılıyor.
Gelişimsel bozukluğu olan çocukların davranışsal sorunlarının düzeltilmesi ve ruh sağlığının korunması alanında da çalışmalar yürüten Narek Karasu, “Çünkü özgüven, aslında insanın içinde var olan bir duygudur. İnsanlar kendilerine güvenle doğarlar. Bunun en önemli göstergesi, bir bebek doğduğunda suda yüzebilir. Batma korkusunu sonradan öğrenir” diyor.
Ar damarı çatlarsa...
Klinik psikolog Nursu Marmara, utangaçlığın moralle ilgili bir şey olduğuna dikkat çekiyor:
“Utangaçlık, çok insani ve güzeldir bu durumdur ama bir derecesi de olmalıdır. Ar damarı çatlak insanlardan olmamalıdır. Ar damarı, kültürümüzle ilgili ailemizden aldığımız değerlerdir. Bu normaldir. Öfkelenmek gibi, ama bir yere kadar. Şahsen ben kaşarlanmışlığı hiç görmek istemem.”
Nursu Hoca, bu aşamada utangaç kişilerdeki eksiklikleri dile getirirken bir vakasını hatırlıyor:
“Ertesi gün iş görüşmesi olan bir genç gelmişti; ‘Yarın görüşmede ellerimi nereye koysam uygun olur’ demişti. Bu tip insanların deha seviyesinde zekaları vardır. Ancak utangaçlıkları nedeniyle kendilerini iyi ifade edemezler ve mutsuz olurlar. Psikolojik gelişimlerinde engeller olur, güven yetersizliği vardır.”
Bu durumu kişi kendisi fark eder mi? Nursu Hoca, “Evet” diyor ve bu gibi durumlarda tavsiye ettiklerini şöyle anlatıyor:
- Örneğin kişiye para kazanmak uğruna sevmediği, zevk almadığı bir işi yapmamasını öneriyoruz.
- Ayrıca kendi zevk aldığı uğraşlar bulmasına yardımcı oluyoruz. Örneğin sporu çok önemsiyoruz. Çünkü spor kişinin bedenini özgürce kullandığı bir alan. Kişi, sporla bedenini tanıyor ve seviyor. Özellikle genç insanlar, spor yoluyla içindeki enerji patlamasını düzgün bir şekilde dışa vuruyor.
- Kişi kendini iyi ifade etmesini öğrenmeli; alıştırmalar öneriyor, yüksek sesli anlatımlar ve okumalar yaptırıyoruz.
- Bir ürün ortaya çıkardıkça gencin kendine güveni artıyor. O nedenle bu yönde genci destekliyoruz.
- Sporun yanı sıra kişinin müzikle ilgilenmesini sağlıyoruz. Çünkü müzik, en az matematik kadar beyni geliştirir. Satranç öğrenmelerini de istiyoruz.
- Ayrıca merak ettikleri konular hakkında bilgi toplamalarını öneriyoruz. Okul ile sınırlı kalmayıp merak ettikleri konular hakkında meraklarını uyandırıp bilgi edinmelerini sağlıyoruz.
Nursu Hoca’ya göre; bir gencin utangaçlığı yenmesindeki en önemli şey, kendisinin bir şey ürettiğini görmesi. Kişinin kendine bunu gösterebileceği en iyi örnekleri ise spor, özel ilgi alanları ve sivil toplum kuruluşlarında çalışmalar biçiminde özetliyor.
Meslek seçerken dikkat!
Uzmanlar gülmek, ağlamak gibi duygu durumlarının toplumda görünen bir ortalaması olduğunu anlatıyor. Buna göre kişi, ortalamanın çok altında kalıyor, o konuyla ilgili düşünce ve bilgisini aktaramıyorsa bu durum, onun arkadaş edinmesinde geri kalmasına neden oluyor. Çekingenlikte iki tip görüntüye dikkat çekiyor: İlkinde kişi çekiniktir ama bu durumu işselleştirmiştir, sorun değildir, o öyle yaşamaktan memnundur. Mesela bu kişilik çeşidi, ressamlar için bir avantajdır. İkinci tip çekiniklikte ise bu kişi, içinde bulunduğu durumdan şikayetçidir. Düşünce ve bilgisini ifade edememekten dolayı kendine kızgın, öfkelidir.
Peki, çekingenlik ve utangaçlığı nedir? Çekingenlik bir duygu halini ifade eder, utangaçlık ise bir düşüncedir; duygu ve bilgi karışmıştır. Çekingenliğin ve utangaçlığın ortak duygusu ise sıkıntıdır.
İlgi-bilgi-kişilik özellikleri
uzmanlar, gençlerin meslek seçiminde bu kişilik özelliklerini uygun iş seçmelerinin önemine de değiniyor. Örneğin kızarıp bozaran, eli ayağı birbirine karışan, rahat konuşamayan bir ergenin sadece ilgi alanlarına göre değil, kişilik özelliklerini de göz ününde bulundurarak mesleğini seçmesi gerekiyor. Bu özeliklere sahip birisi için onun bu kişilik özellikleri, örneğin ressamlık mesleğinde avantaj olabilir. Yoğun ikili ilişkilere ve sosyal çevreye dayanan bir meslek ise bu kişilik özelliklerine sahip birisi için dezavantaj. Bu nedenle uzmanlar, her zaman kişinin; ilgi-bilgi-kişilik özellikleri ölçütlerini göz önüne alarak meslek seçmesini öneriyor.

Dalga geçmeyi öğren
Bazı uzmanlar ise çocukların bile kesinlikle utangaçlıklarının farkında olduğunu söylüyor. Günümüz kent yaşamında çalışan anneler ve çocuklarına dikkat çekerek, çocukların eğitim yaşamlarındaki kaçınma davranışlarını irdeleyerek yapılması gerekenleri özetliyor:
- İnsan toplumsal bir yaratıktır. Bu nedenle çocuk ya da ergen, kaçınma davranışları yerine katılma, çoğulcu ortamlarda bulunma, toplu etkinliklere katılma, başka insanlarla birlikte olmanın yanı sıra gerekiyorsa terapi de almalı. Çünkü bu tip kişilikler, mükemmelliyetçi yapıdadırlar. Toplum önünde en küçük bir hata yapmaması gerektiğini düşünür.
- Oysa ‘Hayır hata yapabilirim” diyerek tam tersini düşünebilmeyi, ‘toplum içinde hata yapabileceği gevşekliği ’ni öğrenmeli. Bu durumda ‘dalga geçmeyi öğrenebilmek’ de çok önemli.”
ONLAR DA UZAKTAN UTANGAÇ GİBİ GÖRÜNÜR
Çekinik ve utangaçlar, diğer kişiliklerle karıştırılabilir. Onlar da uzaktan bakıldığında utangaç görünürler. Ancak sahip oldukları kişilik değişiklikleri onları utangaçlardan ayırır.
- Bağımlı kişiler: Bir yakınına ya da başkasına bağımlıdır. Onsuz hiçbir şey yapamaz.
- Şizoik kişiler: Kendi dünyasında huzurlu yaşayan, psikiyatrik hasta olmayanlardır.
- Paranoik kişiler: Kuşkucu, şüpheci, tedirgin kişiler. Çok alıngandırlar.
EĞİTİM SİSTEMİ GENÇLERİN ÖZGÜVENİNİ ZEDELİYOR
‘Yumurta atmak zarif bir aksiyondur’
“Utangaçlık aslında insanın kendisiyle uğraşmasıdır, çünkü bilinçaltında kendini değersiz buluyor. Bu tip gençlerin ailesinde düzgün rol modeller yoktur. Horlanmıştır ve ailede başarıya endeksli sevgiler vardır ” diyen Nursu Marmara, yumurta atan çocukların psikolojisini de çözümlüyor. Nursu Marmara, Başbakan Tayyip Erdoğan’ın “Yumurta atmayın başka şeyler yapın” dediği gençlerin davranışlarını şöyle tahlil ediyor:
“Yumurta atmak çok zarif bir aksiyondur. Gençlerin enerjisini doğru bir şekilde karşılanmadığı müddetçe, dışlandığı zaman, adam yerine konmadığını hissettiğinde gençler kendilerini ifade etme biçimleri arıyor.
Bu tip gençler için belki sevgi değil ama saygı çok önemli. Onların gözünün içine saygıyla bakıp, omuzlarına dokunarak onları iyi dinlemek lazım.
Gençlerin inanması lazım, yönetenlerin elinden geleni yaptığına… Bu şekilde yumurta atan veya kendine zarar veren çocukların ailelerine bakıldığında, o çocukların ailede hırpalandığı gerçeği ortaya çıkıyor. Baba otoritesinin güzel bir rol model olmadığı, annenin baskın olduğu çocuklar oluyor genelde bunlar...”
‘Sistem anlayışa değil, korkuya dayalı’
Psikolog Narek Karasu, utangaç kişiliklerin aile ve çevre ile ilişkilerini bu şekilde gözler önüne serdikten sonra Türkiye’deki eğitim sistemine de dikkat çekiyor: “Eğitim sistemimiz ne yazık ki, özgüveni geliştirici bir yapıya sahip değil. Genel geçer, belli kalıplarda insan yetiştirmeye yönelik. Düşünmeye ve sorgulamaya itmiyor. Kalıplara göre eğitim veriliyor” diyerek sistemi eleştiriyor.
Daha da önemlisi, eğitim sisteminin gençlerin anlayışına değil, korkularına hitap ettiğini söylüyor. Bu noktayı şöyle açıklıyor:
“Örneğin gençlerin sınav için çalışmaları, korkudur. İyi para kazanmak için çalışmak da korkudur. Oysa eğitim; meraka, coşkuya, öğrenmeye dayalı olmalıdır. Sınırlamayla eğitim verilmez. Öğretmen, öğrenmek istemeyen çocuğa hiçbir şey öğretemez. Kişi eğer kendini ona sunulan kalıplar içinde görmüyorsa, kendini oraya uygun bulmuyorsa korkar, özgüveni zedelenir ve bu durum utangaçlığı körükler.”


                                           BABA EN ETKİLİ ROL MODELİDİR!!!

Hacettepe Üniversitesi tarafından yapılan bir araştırmaya göre, babaların yüzde 70'i çocuğunun yaptığı hatayı anlaması için onunla konuşmayı tercih ediyor. Yüzde 30'u ise, bağırma, küfür etme, şiddet uygulama gibi olumsuz davranışlarda bulunuyor. Çocukların babalarıyla paylaşımlarında ilk sıraları parka gitmek, birlikte çocuk programı seyretmek ve oyun oynama alıyor.

Çocuğun sağlıklı gelişimi için sadece anne bakımının ve eğitiminin yeterli olmadığını ifade eden uzmanlar, babanın da her aşamada etkin rol alması gerektiğini vurguluyor. Çocuk terbiyesinde yetişkinlerin doğru davranışlarda bulunmaları noktasında yapılan her türlü yayın ve uyarılara rağmen hâlâ birçok babanın çocuklarına karşı psikolojik ve fiziksel şiddet kullandığı ortaya çıktı. Hacettepe Üniversitesi'nin (HÜ) Ankara'nın orta gelirli bir mahallesinde yaptığı araştırmada, babaların yüzde 70'inin çocuğunun hatasını anlaması için karşılıklı konuşma taraftarı olduğu, yüzde 30'unun ise bağırma, küfür etme, şiddet uygulama gibi davranışlara başvurduğu tespit edildi. HÜ Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hilal Özcebe ve Dr. Burcu Küçük Biçer'in koordinatörlüğünde, ailede babanın çocuk bakımındaki yerini ve sorumluluklarını belirlemek amacıyla bir araştırma yapıldı. Araştırma, Ankara'da birinci basamak sağlık kuruluşuna 2-5 Şubat 2010 tarihleri arasında, mesai saatleri içerisinde herhangi bir sebeple başvuran 0-10 yaş çocuk sahibi annelere yapılan anket yöntemi ile gerçekleştirildi. Ankette, babaların çocukların bakımı ve eğitimindeki rolü tespit edilmeye çalışıldı.

Araştırmanın verileri, 119 anneden yüz yüze anket toplanarak elde edildi. Araştırma sonucu, babaların yüzde 64'ünün çocuk eğitimi ve bakımı konusunda herhangi bir kaynaktan bilgi almadığını ortaya koydu. Araştırmaya katılan babaların yüzde 60'ını 35 yaşından küçük genç babaları oluştururken, babaların yüzde 62'si lise veya üniversite mezunu ve çocuk bakımı konusunda bilgi kaynağı olarak genellikle medyayı kullanıyor.


Eğitimli ebeveynler de çocuğuna kitap okumuyor

Araştırmada yer alan anne ve babaların yarısından fazlası lise ve üstü eğitim almış olmalarına rağmen, ailelerin yüzde 40'ı gece uyumadan önce çocuklarına masal okumuyor. Araştırma içinde yer alan babaların yüzde 70'i çocuğunun hatasını anlaması için karşılıklı konuşmayı tercih ederken, yüzde 30'u bağırma, küfür etme, şiddet uygulama gibi davranışlara başvuruyor. Babaların yüzde 63'ü evde sigara içiyor, ancak sigarayı çocuklarının bulunduğu ortamda içmemeye dikkat ediyor.

Çocukların babalarıyla beraber yapmaktan hoşlanabileceği paylaşımlar açısından da parka gitme oranı yüzde 50'lik oranla ilk sırada yer alıyor. Bunu yüzde 39 ile birlikte televizyonda çocuk programı seyretme oranı, yüzde 21'lik oranla oyun oynama izliyor. Çocukların babalarıyla paylaşım oranlarının az olmasını anneler, "babaların büyük çoğunluğunun uzun mesai saatleri içeren ve belli bir eğitim düzeyi gerektiren işlerde çalışması ve iş ortamlarının genelde stresli, yorucu olmasından iş dışındaki boş vakitlerini evde geçirmek istemeleri'' olarak açıklıyor.

Projenin yürütücüsü HÜ Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Özcebe, çocuk gelişiminde 'anne' ne kadar önemliyse 'baba'nın da en az o kadar önemli olduğunu söyledi. "Baba olmak zor değil, ancak babalık yapmak zor.'' diyen Özcebe, toplumların gelişmesinde ve kalkınmasında, yarınlarda büyük görevler alacak olan en önemli varlıkların çocuklar olduğunu belirtti. Sağlıklı, başarılı, üretken ve mutlu bir geleceğin yaratılabilmesi için çocukların doğru bir şekilde yetiştirilmesi ve bakımının yapılması gerektiğine işaret etti. Ailenin toplumdaki en küçük birim olduğunu vurgulayan Özcebe, anne-baba ve çocuklardan oluşan kurumun, pek çok sorumluluğu ve işlevi bulunduğunu dile getirdi. Eşlerin birbirlerine olan sorumlulukları dışında en önemli görevlerinin çocuklarının anne-babasından beklentilerini karşılamak olduğunu vurguladı. ANKARA AA

"Baba, en etkili rol modeldir"

Çocuk gelişiminde 'baba'nın en etkili rol model olduğunu ve kişilik gelişimine yön verdiğini ifade eden Özcebe'ye göre, 'baba'nın korkulan, çekinilen, konuşmak yerine saklanılan bir modelden ziyade, anne ile birlikte hayatı paylaşan, çocuklarına karşı hoşgörülü, etkili, güven veren, sorumluluk sahibi, paylaşımcı, sevecen, çalışkan, dürüst bir model olması, sağlıklı ruh yapısına sahip çocukların yetişmesine yardımcı olur. Erkek çocuklar genellikle erişkinlikte sergileyeceği tutum ve davranışları babadan örnek alır. Kız çocuklar da seçeceği eşte aradığı özellikler arasında babasının özelliklerinin olmasını tercih eder. Annenin ve babanın çocuk yetiştirmedeki rolünün farklı olduğunu, ancak birlikte yapılması gerektiğini vurgulayan Özcebe, "Bu nedenle anneler kadar babalar da çocuk sorumluluğundaki rolleri açısından bilgilenmelidir. Bir baba, çocuğunu dinlemeli, ona yardımcı olmalı, anneye çocuk bakımında destek olmalı ve sorumluluk paylaşmalıdır.'' diye konuştu.



Ebeveynlerin Rol Model Olarak Önemi
Yapılan bir araştırmaya göre, ergenlerin %56′sı rol modelleriyle özdeşleşmiştir. Ayrıca, rol modelleriyle kişisel veya doğrudan iletişim halinde olanlar, olmayanlara kıyasla, daha yüksek bir özbenliğe sahipler ve akademik alanda daha iyiler. Aynı şekilde, pozitif rol modellere sahip çocukların kendilerine olan güveni daha fazla ve gelecekleri hakkında daha iyimserler. Sosyal gruplarda kendilerini iyi bir şekilde temsil etmeyi biliyor ve çevrelerindeki insanlarla pozitif bir etkileşim içindeler. Pozitif rol modelli çocuklar çok daha motivasyonlu ve başarma dürtüleri daha yüksek. Hayattaki önemlerini biliyor ve kendilerini bu doğrultuda dengeliyorlar.
Eğer rol modelleri her gün gördükleri kişilerse ve onlarla kişisel bir bağlantı içindelerse, çocuklar rol modellerinden çok daha fazla yararlanabiliyorlar; olumlu etkileri büyük ölçüde artıyor. Bunun tek nedeni, rol modelin de hayatta bazen hata yapacak veya başarısızlığa uğrayacak bir insan olmasıdır.
Eğer çocuk, başarısızlığa neden olan şartları bizzat gözlemlerse, daha az hayal kırıklığı hissedecek ve hatanın sonuçlarını ilk elden biliyor olması benzer tehlikelerden uzak durması için ona bir uyarıcı olarak hizmet edecektir. Pozitif rol model ailelere sahip çocukların hayata karşı dengeli bir bakış açısına sahip olmalarının nedeni de budur. Ailelerinin daha önce hep öyle yaptıklarını gördüklerinden, onlar için hayatın iniş-çıkışlarını idare etmek daha kolaydır. Tıpkı daha önce ailelerinin de yaptığı gibi, başarısızlıkların üstesinden geleceklerini biliyor olmaları onlara sağlamlık ve güvenlik hissi verir.
Ayrıca, eğer rol model statüsündelerse, ailelerin, çocuklarına disiplin ve rehberlik sağlamaları ve onları, arkadaş baskısı da dahil olmak üzere her türlü olumsuz etkilerden uzak tutmaları daha kolay olmaktadır. Bu nedenle, hiç şüphe yok ki, rol modelleri ebeveynleri olan çocukların daha küçük davranış problemleri olacaktır.
Psikologların pek çoğu, bireyin davranışlarının %95′inin, özellikle çocukluk veya ergenlik döneminde, taklit etme veya çevrelerindekileri model alma yoluyla öğrenildiğine inanmaktadır.
Tek başına bu gerçek, çocuklar için iyi bir rol model olmanın ve rol model ile çocuk arasındaki pozitif ilişkinin önemini vurgulamak için yeterlidir. Çocuklar için rol model konusunda unutulmaması gereken en önemli nokta, tekrarlanan yönergeler vasıtasıyla öğrenemeyen çocukların gözü önünde yaşanan örnek sayesinde çabucak adaptasyon sağlayacağıdır.