13 Kasım 2014 Perşembe

ÇOCUK EĞİTİMİ
Geçenlerde öğrenci velisi bir hanımefendi bana gelerek lise birinci sınıfa giden kızının sözünü dinlemediği, hırçın, öfkeli ve ders çalışmadığını bu durumdan dolayı oldukça rahatsız olduğunu dile getirdi. Annesi hocam kızsam da, dövsem de kâr etmedi beni dinlemiyor diyordu. Babasının ne iş yaptığını sordum bir lokantada işçi olarak çalıştığını sabah işe erken gidip çocuklar yattığında ancak eve geldiğini hafta içi çocuklarla ilgilenemediğini ancak vakit bulabilirse hafta sonu biraz zaman ayırabildiğini kendisinin de sürekli çocuklarla ilgilenmekten ve onlara bağırıp çağırmaktan dolayı psikolojisinin bozulduğunu antidepresan kullandığından bahsetti. Çocukla yaptığım görüşmelerde çocuğunda 8.sınıf ta ve 9. Sınıfta psikiyatra gittiğini ve dikkat eksikliği ile ilgili ilaç kullandığından bahsetti. Bu ve buna benzer durumlarla sürekli karşılaşmaktayım.Çocuk eğitiminin özveri istediğini üstelik çocuğun ergenlik dönemi içerisinde bulunduğunu söyledikten sonra aşagıda yazdığım hikayeyi anlattım.
Çocuğunu eğitme konusunda çaresiz kalan kadın, bir gün çocuğu okula götürürken yol üstünde ‘ayı oynatıcısı’ gördü.
İnsanların merak içinde etrafını sardığı ayı oynatıcısı, tef çalıyor, burnunda halka takılı ayı da zıplaya zıplaya oynuyordu. Kadın durdu, düşündü. Kendi kendine güldü: “Ben bir çocuğu terbiye edemezken adam ayıyı terbiye etmiş!”
Sonra ayı terbiyecisinin yanına yaklaşıp “Ben bir çocuğu terbiye edemedim, sen nasıl oldu da vahşi bir ayıyı terbiye ettin?” diye sordu.
Adam tebessüm etti: “Her işin bir kolayı var, o da bende gizli.”
Kadın, “Ne olur bana yardım et. Çocuğumla başım dertte.” diye yalvardı.
Ayı oynatıcısı çocuğa baktı, “Zor değil. Sen bunu bana bir hafta getir, ben onu da söz dinler hâle getiririm.” dedi.
Kadın sevindi.
Çocuğu ayı oynatıcısına götürmeye başladı. Aradan daha birkaç gün geçmesine rağmen çocuktaki eski davranışlar yavaş yavaş düzelmeye başladı. Çocuk artık annesine karşı gelmiyor, itiraz etmiyordu. Bir hafta sonra çocuk tam da kadının istediği kıvama geldi. Kadın çok sevindi.  Ayı terbiyecisine bolca dua etti.
Konu komşu bu duruma çok şaşırdı. O söz dinlemeyen asi çocuk gitmiş, yerine sessiz, sakin, akıllı uslu bir çocuk gelmişti. Öğretmeni çocuktaki bu değişikliklerden memnun oldu, kadına tebriklerini iletti.
Ancak çocuktaki bu değişiklik çok uzun sürmedi.
Eskiden olduğu gibi, sinirli, hırslı, öfkeli değildi belki ama bu sefer arkadaşlarının eşyalarını çalmaya, gizli işler yapmaya, göz göre göre yalanlar söylemeye başladı. Öğretmen çocuğun annesini çağırıp “Ne yapacaksınız bilmem ama çocuğunuz bir garip oldu. Artık hırsızlık yapmaya, yalan söylemeye başladı.” dedi. Kadın çok üzüldü. Yana yakıla yine ayı terbiyecisini aradı ama bulamadı. Adam oralardan gitmişti.
Kadının bu çaresiz hâlini gören, güngörmüş bir komşusu, “Üzülme” dedi, “Benim tanıdığım gönlü geniş bir âlim zat var. İstersen bir de ona durumu anlat.”
Kadın razı oldu. Çocuğunu aldı, bu âlim zata götürdü.
O zat, durumu dinledi, “Sen bir hafta bana bunu getir, ben bir bakayım nesi varmış.” dedi.
Kadın razı oldu.
Çocuğu getirip götürmeye başladı. Daha iki görüşmeden sonra adam çok ürktü. Çocuğun annesine dönüp “Sen bu çocuğa ne yaptın! Ben çocukta hayvan siması görüyorum.” dedi.
Kadın şaşırdı, “Ben bir şey yapmadım.” dedi. Sonra hatırlayıp devam etti: “Ama bir zamanlar çok yaramazlık yapıyor diye bir ayı terbiyecisine götürüp çocuğu ona terbiye ettirmiştim.”
Adam çok üzüldü. “Be kadın, hiç hayvan terbiyecisine çocuk terbiye ettirilir mi! Hayvanlar korku ile insanlar vicdanı ile terbiye olur. Bazen hayvanlar bağırılarak, dövülerek, cezalandırılarak, ayakları yakılarak terbiye olunur. Hâlâ sahibini dinlemiyorsa, karanlık odalara hapsedilip çaresiz bırakılarak terbiye olunur. Bunlar hayvana bile zulüm iken, sen nasıl olur da kendi çocuğunu hayvan terbiye eder gibi terbiye ettirdin?” dedi.
Sonra devam etti: “Hem unutma, çocuğuna laf geçirmek değildir çocuk eğitimi. Çocuğun kalbine girip ona şefkatle tesir edebilmektir asıl olan. Hadi sen al git çocuğunu, önce kendi vicdanını duyarsızlıktan kurtar, sonra da şeker şerbet içirir gibi onu koynuna al, kendini ona ver, sarmaş dolaş ol. Sen kendini ne kadar yumuşatabilir ve ‘kuzum’ diye kendini çocuğuna bırakabilirsen, çocuğun da o kadar yumuşayıp ‘annem’ diye sana kendini bırakır. Onun ilacı ne ayı terbiyecisi ne de benim, sadece sensin.”
Hikâye sonrası hocam ben alacağımı aldım teşekkür ederim dedi ve ayrıldı.
Evet değerli dostlar varsa yoksa sevgi şefkat ve muhabbette var. Çocuğu eğitmek istiyorsanız önce kalbine girmeli sonra beynine hükmetmelisiniz.
Unutmayınız ki kalpleri yumuşatmadan beyni eğitemezsiniz.
Sağlık sıhhat ve afiyette kalın……..