20 Ocak 2015 Salı

DÜNYADA YAŞANAN 7 MİLYAR İNSANIN  KALBİNİN  ARABALARDAKİ GAZ FREN PEDALLARI GİBİ GÖREV YAPAN  SİNİRLER TARAFINDAN KONTROL EDİLDİĞİNİ BİLİYOR MUSUNUZ. PEKİ BU PEDALLAR NASIL İŞLEMEKTEDİR. HIZLANMA VE YAVAŞLAMA KARARI KİM TARAFINDAN ALINMAKTADIR. 

Çok basamaklı bir merdiveni hızlı bir şekilde çıktığınızda ya da heyecanlandığında kalp atışlarınızın hızlandığını, daha sonra kalbin tekrar eski ritmine döndüğünü her insan hissedebilir.  Ancak bunun aslında ne kadar büyük bir mucize olduğu genellikle düşünülmez. Kalp atışlarının hızı vücudun içine yerleştirilmiş, bir bilgisaray sistemine benzeyen mükemmel bir yapı tarafından düzenlenir. 

Kalp atışları hızlandığında  vücuda yeterli oksijen sağlanamazsa, hücreler elektriksel dengelerini kaybederler ve bunun sonucunda hızlı ve düzensiz atmaya başlarlar. Bu nedenle kalbin düzenli bir ritimde, sürekli atması son derece önemlidir. Bu işlemi sabit hızla yol alan bir arabanın çalışmasına benzetebiliriz. Ancak belirli durumlarda kalbin temposunun hızlandırılması ya da yavaşlatılması gerekir. Bu da sabit hızla yol alan arabanın gaz pedalına basılarak hızlandırılması ya da fren pedalına basılarak yavaşlatılmasına benzer. Kalbin ritmini azaltan fren pedalına ''Parasempatik'' sinirler (Vagus Sinirleri), kalbin ritmini hızlandıran gaz pedalına ise Sempatik Sinirler' denir. . Fren pedalının (Parasempatik Sinirlerin) harekete geçmesini sağlayan ise 'Asetilkolin' isimli haberci molekülüdür. 

Normal şartlarda dakikada 72 defa atan kalp efor sarf edildiğinde, stres altında, kişi ateşlendiğinde ve buna benzer olağanüstü durumlarda fazladan  kana ihtiyaç duyduğu için kalbin SA (Kalbin atış Hızını ayarlayan hücre grubu) hızını arttırır. Böylece ihtiyaç duyulan kan pompalanmış olur. Sempatik sinirlerde damarları daraltıp kan basıncını arttırarak, böbrek üstü  bezinin adrenalin ve noradrenalin hormonlarının salgılanmasını sağlar. Bu hormonlar kalbin çalışma hızını arttırırlar. Troid bezinden salgılanan ''Troksin'' hormonu ise metabolizmayı  hızlandırarak kalbin çalışmasını etkiler. Artan kalp hızı kalbin verimini dinlenme seviyesinin beş katına çıkarabilir.

Sempatik sinirler arabadaki gaz pedali gibi kalbi hızlandırırlar. Onu yavaşlatmak için de parasempatik sistem fren pedalı gibi  görev yapar. Parasempatik sistem gerektiğinde kalp kaslarının büzülme kuvvetini yavaşlatarak, kalp ritimini 40 vuruşa kadar yavaşlatabilir. Atardamarlardaki alıcılar kan basıncının arttığını hissettiklerinde Asetilkolin denilen kimyasalın salgılanması için parasempatik sinirler aracılığıyla beyni uyarırlar. Böylece kan damarları genişler, basınç düşer. Eğer temiz kanı temiz kanı vücuda taşıyan damarlar gerektiğinde genişlemeseydi, yırtılıp parçalanırdı. Bunun sonucunda kafatasının içine kan dolabilir ve beyne yeterli kan gitmediği için felç olabilirdi.

Peki bir hücre topluluğu ne zaman ne kadar hızlı atması gerektiğini nereden bilmektdir.? Bunun ayarlamasını kim söymektedir ve toplu olarak böylesine özel bir görevi edinme şuurunu nasıl kazanmışlardır. Bu pedallar nasıl işlemektedir? Hızlanma ve yavaşlama kararı nasıl ve kim tarafından alınmaktadır. İnsan vücudunun için de öylesine mükemmel bir denetim ve bilgi alışveriş ağı kurulmuştur ki, insan yapısı hiçbir bilgi işlem ağı bu sistem kadar mükemmel değildir. Bu sistemin vücudunuzun içinde şu an dahi bilginiz dışında çalışıyor olması, üstün bir aklın ve ilmin sonucu olduğunu göstermektedir. Bu akıl ve ilim benzersiz yaratan, dilediğini yaratmaya kadir olan Rabbimiz'e aittir. 

Güç isteyen bir hareket yaptığınızda, toplardamarların etrafında bulunan kaslar kirli kanın akımını hızlandırır. Böylece kalpteki sağ kulakcığa daha çok kan gider. Bunun üzerine kulakçık kasları gerilir. Bu gerilimin sonucu oluşan sinir uyarıları, merkezi sinir sistemi tarafından omurilik soğanına aktarılır. Soğancık bu bilgileri değerlendirir ve hemen kalbe bir emir gönderir. Kalbin gaz pedalına basılır ve ritmi hızlandırılır. Böylece kaslara daha çok temiz kanın gitmesi sağlanır.

Kalbin kendisine zarar verecek kadar hızlı atmasını engellemek için de yine özel bir güvenlik mekanizmasına ihtiyaç vardır. Kalbin solundan çıkan aort damarının içinde kan basıncı ölçmeye yarayan algılaycılar vardır.  Kalp atışı yükseldikçe aort damarına vuran kanın basıncı da yükselir. Bu basınç yükselmesi belirli bir sınrı aşınca güvenlik mekanizması devreye girer. Artan basıncı fark eden algılayıcılar omirilik soğancığına uyarılar gönderirir. Bunun üzerine kalbin ritmini yavaşlatan fren pedalına basılır ve kan basıncı düşürülür.

Kalbin hızlı atmasının insan vücuduna zarar vereceğini bilen ve buna karşı bir önlem alan güçün, şuursuz hücrelere ait olduğunu ya da bunların tesadüf eseri var olduğunu söylemek hiç bir akıl ve mantıkla bağdaşmaz.

-Fazla kan basıncını ölçmeye yarayan algılayıcıların varlığı ve bu algılayıcıların en doğru yere aort damarının çeperine yerleşmesi 

-Algılayıcılar ve omirilik soğanı arasında bilgi hattının olması

-Algılayıcı hücrelerin, başıncın arttığını anlayıp, bu artışı omurilik soğanına haber vermeleri.

-Omurilik soğanın kendilerine gelen bilgileri değerlendirip durumun önemini kavraması

-Omurilik hücrelerinden bazılarının kalp atışını düzünleme sorumluluğunu üstlenmeleri

-Bir omurilik hücresinin kalbe emir göndermeye karar vermesi.

-Gönderdiği emri hangi dilde göndereceğini, kalp hücrelerinin hangi dilden anladıklarını bilmesi ve bunlar gibi sayabileceğimiz daha çok akıl ve bilinç gerektiren eylemin tesadüf eseri ya da şuursuz atomların işbirliği ile gerçekleşmesi mümkün değildir.  Bu kusursuz işleyen sistem her yeri sarıp kuşatan Rabbimiz'in ilmi ve sanatı ile yaratılmıştır.

KAYNAK; Harun Yahya' nın vücut elektriği mucizesi kitabı 
http://www.harunyahya.org/tr/Kitaplar/3085/vucut-elektrigi-mucizesi/chapter/6147