20 Ocak 2015 Salı

EŞEKLİ KÜTÜPHANECİ 
              
Bu hikayeyi daha önce  okumuştum. Hikâyenin tam metnini "Karanlığı Aydınlatan Işık" dergisinde görünce  Eşekli kütüphaneci Mustafa amca hikayesini birde sizlerle paylaşmak istedim.       
       Mustafa Güzelgöz, 1921 yılında Ürgüp’te doğar. İlk ve orta öğrenimini Ürgüp’te bitirir. Askerlik hizmetini tamamladıktan sonra, İstanbul’a gitmeyi hedefler ama ailesi, onun Ürgüp’te kalmasını ister. Ürgüp’ün o zamanki kaymakamı Fahri Çıvgın’ın teklifiyle 1944 yılının Temmuz ayında 40 lira aylıkla Ürgüp Tahsin Ağa Kütüphanesi’ne memur olarak atanır. Öncelikle, kendisinden önce çalışanlar tarafından “bu basma ve yazma kitaplar okunmaz diye bir binanın rutubetli odasına atılan 2300 adet yazmayı depodan çıkarır. bütün yazmaları, cüzleri tek tek güneşe çıkartarak kurutur, tek odalı bir kütüphaneye bunları yerleştirerek gelecek kuşaklara hazırlar.
      Güzelgöz, başta Ürgüp Kaymakamı olmak üzere birçok memurla birlikte bir köye adına selector denilen buğday temizleyicisinin açılış törenine gider. Köylüler ayağa kalkıp gelenleri karşılar bu sırada herkesin altına bir sandalye verilir; doktora, ziraatçıya, veterinere, sağlık memuruna, ortaokul müdürüne, öğretmene, nüfusçuya. Sonrasında da bir ikram faslı başlar. Köylü tanımadığı Güzelgöz’e bir sandalye bile sunmaz. Bir memur arkadaşı Güzelgöz’ le sandalyesini paylaşır. Güzelgöz bu olayı yaşadıktan sonra düşünür ve köylüye hak verir. Hürmet edilen,sandalya tutulan, ikramlar sunulan diğer memurların hepsinin bu köylüye az çok bir yararı dokunduğunu düşünür. Doktor hastalarına bakıyor, öğretmen çocuklarını okutuyor, veteriner hayvanlarını iyileştiriyor vb örnekleri sıralayarak kendisinin de bu köylünün yararına bir şeyler yapıp köylüden bir sandalyede alabileceğini düşünür.
       Henüz 23 yaşında ve aldığı ücretin hakkını oturarak değil bizzat halkın ayaklarına kadar gidip onlara kitap sevgisi aşılamanın yollarını arar, İnsan kitaba gideceğine, kitap insanın ayağına gelmelidir” diyen Güzelgöz, yolları olmadığı için şehre gelişi zor olan köylülere kitabı kendisi götürmek ister. Yürümenin bile zor şartlarda olduğu köy yollarına ancak, köylere eşeksırtında kitap götürmeyi planlayarak uygulamaya koyar. Bakanlıktan kadro tahsisi ister, kabul edilir. Güzelgöz, yıllık 200 TL’lik kadro için işe alınacak kişinin en az ilkokul mezunu olmasını ve eşeği olması şartını arar. Bunların içinden Bekir Koca’yı seçer. Bu köylere kitabı götürecek olan eşekler için sandıklar yaptırır, sandıkların üzerine"Kitap iade Sandığı" diye yazdırır ve her biri 90-100 adet kitap olan iki sandığı eşeğin semerine yerleştirir ve düşer yollara. İlk durağı Karlık köyüdür. Köylünün okuma alışkanlığının oluşması için ilk önce; Karacaoğlan, Aşık Garip, Hazreti Ali’nin Hayber Kalesi Cengi gibi kitaplar götürür. Daha sonraki zamanlarda halkın yararına olacak tarım, hayvancılık v.b. konularda kitaplar bulundurulur. Okuma zevki gelişen köylüler zaman içinde tarih, tarihi romanlar, dini kitaplar, tarım ve sağlık konularında kitapları ve Dünya klasiklerini okumaya başlarlar. Özellikle Karain köyünde Balzac okunmaya başlamıştır.
        Köylü kadınların geleneklerden dolayı erkeklerin yoğun olduğu yerlere gitmeme eğilimi ve işlerinin yoğunluğu kütüphaneye gelmemelerinin nedenlerinden bazılarıdır. Erkeklere oranla kütüphaneye çok az gelen yöre kadınlarını kütüphaneye nasıl çekerim diye düşünen Güzelgöz, iyi bir formül bulur.
        Yıllık okuyucu sayısı: 24.000; kadın okuyucu sayısı: 2000. Kütüphanelere dikiş makineleri alarak kadınların kütüphaneyi daha çok kullanmalarını sağlamayı planlar. . Kütüphanenin tatil olduğu Salı günlerini sadece kadınlara açar. Eşekli Kütüphane sistemiyle Bakanlığın ve dünyanın ilgisini çeken Güzelgöz kadınları da kütüphaneye çekmenin yollarını planlarken şöyle diyor; “Baktım kadınlar gelmiyor, demir parmakların ardından bakıyor; içeri giremiyorlar. O zamanlar Zenith marka dikiş makineleri yeni çıkmıştı. Hemen bu kuruma bir mektup yazdım Reklamlarını da yapacağımı belirterek her kitaplığa birer dikiş makinesi istedim. İyi insanlarmış; tez vakitte bir Singer, dokuz tanede Zenith marka dikiş makinesi yolladılar. Makineleri kütüphaneye yerleştirdim. Masaların üstlerine Ören Bayan’ın dikiş nakış örneklerini içeren broşürler koydum Sonra da köyün erkeklerini toplayıp onlarla konuştum. Salı günleri hanımın buraya gelecek, burada oturacak dedim. Beklemeye başladım. Gencecik güzel güzel bayanlar, çeyizlerini düzmek üzere kütüphaneye gelmeye başladılar.”
      1963 yılında Amerika’da yapılan bütün dünya ülkelerinin icatcı insanlarının yarıştığı bir yarışma düzenlenir. Türkiye’nin de yarışmaya aday bildirmesi istenir. Yazı Devlet Planlama Teşkilatına ulaşır. DPT yetkilileri Güzelgöz’ün yaptığı çalışmaları düşünerek yarışmaya onun katılmasına karar verir. Evrakların yarışma yetkililerine ulaştırılmasından kısa bir sure sonra Amerikan Haberler Merkezi’nden 3 kişi incelemeler yapmak üzere Ürgüp’e gelir. Konuklar köyün muhtarını da yanlarına alarak Güzelgöz’ü hiç işe karıştırmadan incelemelere başlarlar.
        Köyde eşeğin sırtında gitmekte olan köylüyü durdurup ona bir kitap uzatarak kitap okumasını isterler, köylü okumaya başlar. Daha sonra sırasıyla köylü kadınlara, yaşlılara, gençlere kitap uzatırlar ve kimden uzattıkları kitabı okumasını isteseler hep olumlu sonuç alırlar. Bu rapora, inceleme esnasında çektikleri birbirinden ilginç ve güzel fotoğrafı da ekleyerek yarışma jürisine sunarlar. Yarışma sonuçlanır ve Güzelgöz, “The Lane Bryant Uluslararası İnsanlık Hizmetinde Gönüllü Takdirnamesi” ni alır. 21 Kasım 1963 tarihinde bütün dünya ülkelerinin icatcı insanlarının eserleri toplanır. İlk eleme sonrasında geriye beş aday kalır. Bu beş adaydan geriye en kuvvetli iki aday İtalya ve Türkiye’nin adaylarıdır. İtalya’nın adayı, ülkesindeki köprüaltı çocuklarını okutmuş, yetiştirmiş, üniversiteyi bitirmelerini sağlamış onların topluma kazandırılması için uğraşlar vermiş. Jüri üyelerinin yarısı büyük ödülün İtalyan adaya verilmesinden yana. Son ana kadar oyunun kimden yana olduğunu söylemeyen jüri başkanı Dwight Cooke söze şöyle başlar: “Benim oyum Türkiye’ye. Eğer İtalyan adayın eğittiği, yetiştirdiği çocuklara eşekle kitap gitseydi köprüaltı çocukları olmazdı. Türkiye’den katılan aday köprüaltı çocukları olmasın diye çalışmalar yapmıştır.”
        Ve Türkiye birinci olur. Güzelgöz, imkansızlıklardan dolayı gidemediği ödül töreninin sonucunu kütüphanede görevi başında iken, Maarif Vekilinden (Milli Eğitim Bakanı) telefonla öğrenir. Telefondaki ses, Maarif Vekili  Hasan Ali Yücel ona Amerika’da Dünya Ülkeleri  Birinciliğini aldığını bildirir.
        Ulusal ve uluslararası basında çıkan yazılar sayesinde kütüphaneye destek yağmaya başlar. Amerikalı bir yardım kuruluşu Ürgüp ve çevresinde yapılan çalışmaları yakından takip eder ve çalışmaları çok sempatik bulur. Modern bir vasıtayla gezici kütüphane çalışmaları gerçekleşsin diye 1960 model yeni bir Jeep hediye edilir. Hediye edilen jeep sayesinde ulaşımı Jeeple rahat olabilecek köylere gidilir. Aynı zamanda bir eşekle kalmayıp, katır ve atlar da çoğaltılarak yapılan gezici kütüphane çalışmaları da devam eder. Çok yönlü bir kişilik olan Güzelgöz, Halkevi Müdürlüğü de yapar ve yörede halıcılık kursları açar. Günümüze kadar gelen meşhur Ürgüp halılarının oluşmasının temelleri o yıllarda atılır.
       Bir gün, Ankara’dan bir müfettiş gelir. Olayı Güzelgöz’den dinleyelim: Müfettiş bana hakkımda şikayet olduğunu, başka işlerle uğraşıp kendi işimi yapmadığımı, bunun için savunmamı yazmam gerektiğini söyledi. Onca verilen ödüllerden, takdirnamelerden sonra böyle bir olaya çok üzüldüm. Teslim aldığım kitap sayısını iki bin üç yüzden (2.300)  iki yüz bine (200.000) çıkardım. Kitaplığı genişletip ikinci katı çıktık. Okur sayısını arttırdık; insaf. Bugüne kadar saklayacak hiçbir şeyim olmadı.
         Ama Müfettiş raporlarına istinaden Valilik Mustafa Amca hakkında dava açar, "kendi görev tanımı dışında davranıyor" diye. 50 yaşına gelen Mustafa Amca Valilik makamının baskısına dayanamaz sonunda zorlada olsa kendi isteği ile emekli edilir. Emekli edilir ama Mustafa Amca köylüler arasında çoktan efsane olmuştur. Yaşı ilerlemiş yaşlı Mustafa Amca Valiliğin kendisi hakkında açtığı davayı da kaybeder ve emekli maaşı bağlanır ama ikramiyesini alamaz. Durumuna çok üzülür ve üzüntüden rahatsızlanır, hastaneye kaldırılır. Yoğun çabalara rağmen 17.Şubat.2005 yılında vefat eder. Cenazesi de Belediye tarafından kaldırılır. Yalnız Mustafa Amca’nın ölümüne Tüm Kapadokya çok üzülür, aralarında toplanırlar. Ürgüp'e Eşekli Kütüphaneci Mustafa Güzelgöz ile eşeğinin heykelini şehrin güzel ve en güzel müstesna yerine dikerler.
        Kapadokya'da şimdi Mustafa Güzelgöz ve eşeğinin heykeli var.       

      Görüşmek dileğiyle hoşça kalın.