23 Ocak 2015 Cuma

EVLİLİĞİN BİZDEN ÇEKTİKLERİ

EVLİLİĞİN BİZDEN ÇEKTİKLERİ
    “Türk Milleti’nin elinden aileyi çekip alırsanız, geriye pek birşey kalmaz” diyor, Batılı bir düşünür. En kirli ve sinsi oyunların ailelerimiz üzerine oynanması  da bu yüzden olsa gerek. Medyanın tesirinde kalan gençler, “Ben de böyle bir yaşantı istiyorum, yemek yapmam, temizlik yapmam, ütüyü sevmem diye sonu gelmeyen, nefis arzularını sıralamaya başlıyor. Çünkü , gerçekleşmesi mümkün görünmeyen, ütopya tarzı evlilik hayali kurmaya başlıyor. Evlilik hayatı, balayı süreciyle karıştırılıp, evliliğin tüm sürecinin aynı geçmesi yönünde beklenti içine giriliyor. Gerçeklerle yüzleşince de çocukların oyunda mızıkçılık yapıp, “O zaman ben de oynamıyorum” demesi gibi, çiftler de “O zaman boşanalım” demeye başlıyor.
   Bu kadar önem arzetmesine rağmen, evlilikler neden çıkmaza giriyor? Boşanma oranları her geçen gün, ürkütmeye devam ederken, neden bu durumun tedbiri alınmıyor? En basit bir örnekle, ehliyet alırken bile haftalarca kursa gidip, maddi-manevi emek verdikten sonra bile “ çarpa çarpa öğreneceksin mantığıyla”  hareket edilirken, evlilikler doğrudan “çarpa çarpa öğrenmeye” çalışılıyor. Hiçbir ön bilgi ve ceyiz dışında başka bir hazırlık yapılmadan gerçekleşen evlilikler, en kritik yıllar olan 3-5 yılda boşanmayla sonuçlanıyor. Maalesef boşanma  kararlarının çoğunluğu, öfke anında alınıyor ve “Öfkeyle kalkan,zararla oturuyor”. Hanım danışanlarımdan birisinin şu sözleri, ibret vericidir “Hocam; boşandıktan sonra anladım ki, en kötü yuva, yuvasızlıktan iyiymiş..”
   Kendini tanımadan, başka birisini tanımaya sarfedilen çaba hüsranla sonuçlanabiliyor. “Ben” olgusundan “ biz” e geçilmediği müddetçe de, bu süreç “ ego savaşı” na dönüşüyor.
   Aşk çağlayanı Hz. Mevlana, Mesnevi’sinde şöyle bir hikaye anlatır:
   Bir dost canlısı, dostuna gelmiş ve kapısını çalmış.”Kim o” diye soran dostuna, “Ben” diye cevap vermiş. Dostluğu derinliğine yaşayan dost, ona şöyle seslenmiş:
   “Git! Soframda ham kişiye yer  yok!”
    Adamcağız, büyük bir mahcubiyetle çekilip gitmiş. Bir süre sonra, yani gönlünü dostuğa iyice hazırlayınca tekrar gelip dost kapısını çalmış.
    “Kim o” sorusuna da bu sefer “Sensin, sen !” diye cevap vermiş. Bu cevabı beğenen dost, onu şu sözlerle kabul etmiş:
   -Madem sen, bensin, gel öyleyse. Bu sofrada iki “ben”e yer yoktur..!
     Evlilik de aynı çatı altında, aynı sofra etrafında döndüğüne göre, bu sofrada iki “ben”i barındırmaz.  
     İlla “ben” diyeceksek, “Ben nasıl davranırsam, eşimin bana karşı olumsuz davranışlarını, olumluya dönüştürebilirim” diye kendimize sorarak, yıkım ekibinde yer alan “ben”i, yapım ve onarım ekibine transfer edebiliriz.
     Zaruret halindeki boşanmalara bir diyeceğimiz olamaz, çünkü “Helâl” dairesindedir ve “ Helâl dairesi de keyfe kâfidir”. Ancak, günümüz boşanmalarının altında yatan sebepleri incelediğimizde çoğunluğun zaruret değil, keyfiyet dahilinde olduğu görülmektedir. Bir de tasavvufi boyutunda ele alacak olursak, Rabbimiz(c.c.)’in, en sevimsiz bulduğu helâl; boşanmadır..!
     Batılı düşünür, düşüncesinde haksız mıdır? Sinsi sinsi oynanan oyunlarla,ailelerimiz birer kale gibi yıkılmaya devam ederse, değer,inanç,anane, kültür.. adına bizde bir şey bırakır mı???
                                                                                          
                                                                                     Aile Danışmanı
                                                                                  Firdevs Karaca Eren

                                                                                    www.fiza.biz