8 Ocak 2015 Perşembe

SAĞLIKLI İLETİŞİM KURABİLMENİN TEMELİ VE ÖNEMİ
İletişimin ne zaman başladığı konusunda bir soru sorulacak olsa, bunun cevabı ‘Allah insan ile konuşmaya başladığında’ olmalıdır. Aslında Hz. Âdem’e kelimeler öğretildiğinde (Bakara 31) Allah ile melekler ile insanlar ile ve eşya ile iletişime geçme emri verilmişti. Çünkü iletişim çoğunlukla kelimeler üzerinden gerçekleşecekti. Allah’ın insanı muhatap alarak onunla konuşması, insana vahiy göndermesi insanla iletişim kurması anlamına gelmektedir. Dahası insanın Rabbi ile iletişime geçmesini istemesidir.
Allah ile peygamberler arasında iletişimi sağlayan elçi melek Cebrail’dir. Allah ile insanlar arasında iletişimi sağlayan ise O’nun vahyini insanlara ileten peygamberlerdir. Allah insana vahiy indirerek iletişimi başlatmış insan ise ibadet ve dua ile Rabbine karşılık vermiştir.
İslam bir hayır medeniyeti, bir fetih medeniyeti olduğu kadar daha çokta iletiştim ve ilişki kurma medeniyetidir. İslam da iletişim kurmanın amacı ve hikmeti insanlığın yaratılış amacına uygun düşmektedir.(Hucurat 13) İslami öğreti menfaat elde etmek için, çıkarları korumak için değil, imkânlardan faydalandırmak için(Bakara 110), sahip olduğu güzellikleri muhatabı ile paylaşmak için(Bakara 3-254), yaraları sarmak için, açları doyurmak için(Maun 3), dağılmışlıkları toplamak için(Âl-i İmran 103), kısaca insanlar ve toplumlar arası ilişkileri düzeltmek(Hucurat 10, Nisa 114) ve arzulanan noktaya taşımak için iletişim kurulmasını öğütler. Sanrım şu Hadisi Şerif bu verileri teyit edici olacaktır. Resulullah (a.s) buyurdular ki: "Müslüman Müslümanın kardeşidir. Ona zulmetmez, onu tehlikede yalnız bırakmaz. Kim, kardeşinin ihtiyacını görürse Allah da onun ihtiyacını görür. Kim bir Müslüman’ı bir sıkıntıdan kurtarırsa, Allah da o sebeple onu Kıyamet gününün sıkıntısından kurtarır. Kim bir Müslümanın ayıbını örterse, Allah da onun kıyamet günü ayıbını örter. (Ebu Davud, Edeb 46, (4893); (1426); Buhari, Mezalim 3; Müslim, Birr 58, (2580)Müslüman akla göre Allah’tan bağımsız bir iletişim olmamalıdır. Yani Allah’tan bağımsız kurulan her iletişimin içinde kötü niyet bulunma ihtimali yüksektir. Buda ilişkilerin zarar görmesine neden olur.
EMPATİ VE İLETİŞİM
İletişim için sadece bilgi yetmemektedir. Sabır, anlayış ve sevgi ile beraber empatiyi de içselleştirmek gerekir. Çünkü empatinin kurulamadığı yerde sağlıklı iletişimden söz edilemez. Allah Rasulü’nün ‘Komşusu açken tok yatan bizden değildir’ hadisinde harika bir empati örneği görmekteyiz. Çünkü empatik anlayış, insanları birbirlerine yaklaştırma, iletişimi kolaylaştırma etkisine sahiptir. İslam’ın terbiyesinden geçmiş her Müslüman empati kurarak sağlıklı ilişkiler geliştirme konusunda örnek şahsiyet olmalıdır. Ailede ve toplumda kişiler arası sağlıklı iletişim üç temel şarta oturmaktadır: 


a) Muhataba saygı ve sevgi ile yaklaşmak:
Sağlıklı iletişimin olmazsa olmaz şartı saygı ve sevgidir. İnsan önem ve değer vermediği insana saygı duymamaktadır. Sevgi ve saygı duymadığı kişi ile sağlıklı iletişim kurulması da kişilerden beklenemez. Kişi hem çocuğu, hem eşi, hem arkadaşı, hem büyüğü, hem küçüğü ile iletişimi sürdürebilmesi saygı ve sevginin devamına bağlıdır. Efendimizin, Mümin kardeşinle münakaşa etme, onun hoşuna gitmeyecek şakalar yapma ve ona yerine getirmeyeceğin bir söz verme. (Tirmizî, Birr, 58.) şeklindeki uyarısı ile sevgi ve saygının korunması hedeflenmiştir. Buna bağlı olarak da Müslümanlar arası iletişimin devamı esas alınmıştır.
b) Samimi ve dürüst olmak: insanların birbirinden en çok şikâyet ettiği konulardan biride kuşkusuz samimiyetsizliktir. İnsanları samimiyetsizliğe götüren neden ise çıkar odaklı yaklaşımlardır. Böyle bir tavır Müslüman için kabul edilemez bir durumdur. Yine Hz. Peygamberden bir hadis bu alanda bizlere net mesajlar iletmektedir. ‘Din samimiyettir’ Samimiyet ve dürüstlüğün bulunmadığı her ortam iletişimin yara aldığı tükendiği bir ortamdır.
c) Empati kurmak: Özellikle aile içi ilişkilerde sağlıklı iletişimin temel şartı empatik davranışlardır. Kuşaklar arası çatışma diye ifade edilen anlaşmazlıkların çoğu empati kuramamak ve tarafların birbirlerini anlayamamasından kaynaklanmaktadır. Empati olaylar karşısında düşünmeyi ve teenni ile hareket etmeyi gerektirir. Ailelerin parçalanmaması, toplumların bölünmemesi, komşulukların tükenmemesi, dostlukların baki kalması için dinin getirmiş olduğu ilkeleri kabul etmek ve uygulamakla yükümlüyüz. Aksi durumda sergilenecek tepkisel davranışlar hepimizi üzebilmektedir. Sağlıklı iletişim kurabilmek için empatik bir öğüt içeren şu ayet ile bitirelim. “Onlar ki bollukta da darlıkta da infak ederler, öfkelerini kontrol altında tutarlar ve insanların hatalarını bağışlarlar. Zira Allah iyilik yapanları sever.”(Âl-iİmran134) 25.11.2014 








TOPLUMUN TEMEL DİREĞİ - AİLE
Aile, karı koca ve çocuklardan meydana gelen ve yaratılıştan gelen bağlar üzerine kurulan küçük bir sosyal topluluktur. Tüm insanlar aile denen yuvada dünyaya gözlerini açarlar. Dolayısıyla aile insanın ilk kültür ocağı, ilkokulu, ilk sevgi kaynağı ve ilk dostlarını tanıdığı bir yuvadır. Aile toplumun en küçük sosyal birimidir. Toplumlar ailelerden meydana gelir. Toplumun mutlu ve huzurlu olması ailelerin mutlu ve huzurlu olmasıyla doğru orantılıdır. Aile, insanları yaratan Yüce Yaratıcının koyduğu kurallara göre kurulursa sağlam ve toplumun biricik mutluluk kaynağı olur.
İslam’a göre ailenin temeli, nikâh dediğimiz kutsal bir bağla birbirine bağlanan ayrı cinsten iki insanın bir araya gelmesiyle atılır. Nikâh akdi, toplumun çekirdeği sayılan bu küçük yuvanın meşrû sayılmasının ilk şartıdır. Meşrû olmayan sebeplerle bir araya gelen insanların oluşturduğu topluluklar aile sayılmaz. Çünkü bu birlikteliğin temelinde nikâh değil, sifah (iffetsizlik) vardır. İslam dini, iffetsizlik sayılan zina, fuhuş ve her türlü gayri meşru ilişkiyi haram saymış ve kesinlikle yasaklamıştır. Daha önce de ifade ettiğimiz gibi aile kurumu nikâhla başlamaktadır. Nikâh kelimesi, sözlükte; eklemek, toplamak veya akit yapmak ve cinsi ilişkide bulunmak gibi anlamlara gelmektedir. Dini ıstılahta ise: Evlenme, karı koca arasında birlikte yaşamaya ve karşılıklı yardımlaşmaya imkân veren ve taraflara karşılıklı hak ve ödevler yükleyen bir sözleşmedir. Birbirine haram olan kadın ve erkek, bu akitle birbirlerine helâl olurlar.
İnsan neslinin devamı, nesebin muhafazası, toplumu meydana getiren ve toplumun temel taşı olan aile müessesesinin kurulması evlilikle mümkün olur. İslam dini aile yuvasını sağlam temellere oturtmak, faziletli nesiller yetişmesine zemin hazırlamak için meşru ölçüler içinde evlenmeyi hem emretmiş, hem de bir takım müeyyidelerle onu cazip hale getirmiştir. Allah Teâlâ, Nahl Suresi 72. ayette şöyle buyurmuştur: “Allah size kendinizden eşler var eder. Eşlerinizden de oğullar ve torunlar var eder. Size temiz şeylerden rızk verir. Öyleyken batıla inanıyorlar ve Allahın nimetlerini inkâr mı ediyorlar?” Nur Suresi 32. ayette ise; “İçinizdeki bekârları, kölelerinizden ve cariyelerinizden salih olanları evlendirin. Eğer yoksul iseler, Allah onları lütfu ile zenginleştirir. Allah lütfu bol olandır, bilendir.” buyurmuştur.
İslam peygamberi de gençleri evliliğe teşvik ederek şöyle buyurmuştur: “Gençler, sizden gücü yeten evlensin. Çünkü evlenmek, gözü harama karşı korur, namusu muhafaza eder. Evlenmeye gücü yetmeyen de oruç tutsun, çünkü oruç şehveti kırar.” (Buhari-Nikâh) Ve yine bir Hadis-i şeriflerinde de: “Nikâh benim sünnetimdir. Sünnetimi terk eden benden değildir. Evleniniz, çünkü ben sizin çokluğunuzla diğer ümmetlere övüneceğim. Hâli vakti yerinde olan evlensin, eli dar olan da oruç tutsun. Zira oruç, şehveti kırar.”(Müslim-Nikâh). Saliha kadını, dünyanın en güzel nimeti sayan Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Dünya bir geçimden ibarettir. Şu geçim dünyasının en güzel nimeti de saliha kadındır.”(Müslim-Rada’) “Mümin, Allah korkusundan ve Ona itaatten sonra, saliha bir kadından yararlandığı kadar hiçbir şeyden yararlanmamıştır. Çünkü ona emretse sözünü dinler, yüzüne baksa kendisini sevindirir, üzerine yemin etse yeminini doğru çıkarır, başka tarafa gitse kendisinin gıyabında namusunu ve malını korur.” (İbn-i Mace-Nikâh)
Allah’ın tavsiye ettiği meşrû nikâh, öncelikle kişiye, Allahın mülkünde tasarruf yetkisi vermektedir. Bilindiği gibi her şey Allahın mülküdür. Allahın mülkünü Onun istediği tarzda kullanmayan haram işlemiş olur. Öyleyse, kadın-erkek münasebetleri Allahın dilediği tarzda ve koyduğu şartlar çerçevesinde olmalıdır. Kadın-erkek münasebetlerinde helâl olmayan tasarruflara dinimiz zina demiştir ve bütün cinayetler arasında zinaya en ağır ceza takdir edilmek suretiyle bu meselede Allahın mülkündeki haram tasarrufun dünyevî ve uhrevî neticelerinin azametine dikkat çekilmiştir. Dolayısıyla Allaha ve âhirete inanan bir kimsenin nikâh mevzuunda çok hassas olması, zandan, şüpheli durumlardan kaçınması gerekir. İslam dininde evlenmenin hükmü sünnet-i müekkededir.
Fakat bazı şartlarda farz, vâcip, hatta haram da olabilir: 
1.Evlenmediği takdirde zina suçunu işleyeceğini kesinlikle bilen, malı ve bedeni evlenmek için yeterli olan kimsenin evlenmesi farzdır. Evlenmediği zaman zinaya düşüp düşmeyeceği kesin olmayan kimsenin evlenmesi vâciptir. 
2.Evlenmediği zaman zinaya düşmekten korkusu olmayan, normal insanın evlenmesi sünnet-i müekkededir. 
3.Evlendiği takdirde karısına kötülük edeceğini, ona karşı kocalık görevlerini yapamayacağını kesinlikle bilen kimsenin evlenmesi ise haramdır.
İslam evlenip yuva kuracağımız eşi seçerken bazı hususlara dikkat etmemizi istemektedir. Zira eş, ailenin direğidir. Yuvayı yapan dişi kuştur. Yuvayı yapacak, çocukları eğitecek, yetiştirecek hayat arkadaşını seçerken güzelliğinden, soyundan ve malından çok dindarlığına ve iyi ahlâk sahibi olmasına dikkat edilmelidir.
Nitekim Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bu hususta şöyle buyurmuştur: “Kadın dört şey için nikâh edilir. Malı, soyu, güzelliği ve dini. Siz dindar olanı tercih ediniz ki, elleriniz hayır görsün.” (Malik-Muvatta, Nikâh) Abdullah b. Amr (r.a.)’tan rivayet edilen bir başka hadis-i şerifte Rasulullah (s.a.v.), malın ve güzelliğin getirebileceği kötü sonuçlara dikkati çekerek, evlilikte dindarlık dışındaki bir tercihi açıkça yasaklamıştır: “Sırf güzellikleri sebebiyle kadınlarla evlenmeyin. Çünkü güzelliklerinin onları (kibir ve gurur sebebiyle) alçaltacağından korkulur. Onlarla sırf mal ve mülkleri sebebiyle de evlenmeyin, zira mal ve mülkün onları azdıracağından korkulur. Fakat onlarla dindarlıklarından dolayı evlenin. Yemin olsun, burnu kesik, kulağı delik siyahî dindar bir köle (dindar olmayan hür kadınlardan) daha üstündür”.(İbn-i Mace-Nikâh)
Dünya ve ahiret mutluluğunu hedef alan dinimiz, toplumun en önemli temeli olan ve nikâh akdiyle kurulan aileyi, sevgi ve saygıya dayanan bir kurum olarak nitelendirmektedir. Karşılıklı sevgi ve saygıya dayanan bir aile düzeninde huzur ve mutluluk vardır. Sevgi ve saygının olmadığı ailede mutluluktan ve huzurdan söz etmek mümkün değildir. Nitekim Kuran-ı Kerimde, eşler arasında var olan sevgi, saygı ve derin dostluk, Allahın yüceliğini gösteren ayetler olarak nitelendirilmektedir. Ailenin temel bireylerinden olan karı ve kocanın birbirine karşı hak ve sorumlulukları vardır. Ailede herkes görevini tam olarak yapmalıdır. Aile yuvasının temeli olan eşler karşılıklı hak ve görevlerini bilir ve buna göre hareket ederse, aile ocağı mutluluk ve neşe kaynağı olur. Ailede erkeğin kadına nasıl davranacağı konusunda Sevgili Peygamberimiz şöyle buyurmaktadır: “İmanı en olgun olan mümin, ahlâkça en güzel olandır. Sizin en hayırlınız da eşlerine en güzel davrananızdır”. (Nevevi –Riyazü’s-Salihin-I-320)
Eşler yuvada mutluluğu sağlamak için gerekli fedakârlığı göstermeli, huzur bozucu tutum ve davranışlardan sakınmalıdırlar. Erkek, hanımını hoş tutmalı, ona nazik davranmalı ve merhamet duygularıyla hareket ederek ailesini korumaya ve geçimini sağlamaya çalışmalı ve aile bireylerine sevgi göstermelidir. Kadın, eşine saygı, çocuklarına sevgi göstermeli; evdeki işleri zamanında ve itinalı olarak yapmalı eşi de ona yardımcı olmalıdır. Ayrıca kadın, evini, malını, kendisinin, kocasının ve çocuklarının iffet ve şerefini korumalı, kocasına sevgi ile bağlanmalı ve yaptığı harcamalarda israftan kaçınmalıdır. Çocuklar da anne ve babalarına saygılı davranmalı, onların isteği doğrultusunda eğitim ve öğretimlerini yapmalıdırlar. Ailede huzuru ve mutluluğu sağlamak için sevgi ve saygı şarttır. Aile bireyleri arasındaki sevgi, saygı ve bağlılık da tek taraflı değil karşılıklı olmalıdır.
Netice olarak diyebiliriz ki, İslam dini fıtratın bir gereği olan evlenmeyi, sağlıklı nesiller yetiştirmeye vesile olan aile müessesesinin kurulmasını gerekli ve önemli bulmuş ve karşılıklı sevgi ve saygı esasına dayanan, hak ve sorumluluklarının bilincinde olan mutlu bir aile yuvasının oluşturulmasını hedeflemiştir.
Gençleri evlenmeye ve aile kurmaya davet eden Sevgili Peygamberimiz yaptığı mutlu evliliklerle bizlere her konuda olduğu gibi bu konuda da en güzel örnek olmuştur. Gayri meşrû ilişkilerin alabildiğince yaygınlaştığı ve özendirildiği günümüzde kendimizi ve çocuklarımızı korumaya alabilmemizin en güzel yolu mutlu bir aile yuvası olduğunda şüphe yoktur.








İSLAMA GÖRE AİLE VE AİLE FERTLERİNİN BİRBİRLERİNE KARŞI GÖREV VE SORUMLULUKLARI:
 Yüce dinimiz İslâm-a göre çekirdek aile karı,koca ve çocuklardan meydana gelen ve evlilikleri haram olmayan bay ve bayanın nikâh dediğimiz kutsal bir bağla birbirlerine bağlanan ve toplumun temelini teşkil eden en küçük sosyal bir topluluktur.Bu meşru evliliklerden de doğan çocuklar meşru çocuklar olurlar. Nitekim bütün dinler,milletler,devletler,sorumlu idareciler,anne ve babalar toplumun özünü teşkil eden meşru evliliklerle kurulan bu yuvaları teşvik eder ve bu ailelerde yetişen neslin üzerine ehemmiyetle eğilmek ve projeler hazırlayarak gençleri en güzel bir şekilde yetişmelerini gaye edinirler.Çocuklarını ve gençlerini iyi yetiştirmeyen,ana-babalar ve devletler geleceklerine güvenle bakamazlar. İdeâl ve İslâm ahlakını benimsemiş ailelerde anne, baba ve çocukların birbirlerine karşı görev ve sorumluluklarını bu yazımızda açıklamaya çalışacağız.
a)    AİLE İÇİNDE BABANIN GÖREV VE SORUMLULUKLARI:
1-Ailenin yönetimini iyi yapmak.
2-Ailenin ihtiyaçlarını helâlinden temin etmek.
3-Başta kendisi örnek olarak aile fertlerini dünyevi ve uhrevi   zararlardan, kumar, içki, fuhuş, terör ve uyuşturucu gibi kötü alışkanlıklardan korumak.
4-Aile fertlerini ibadete teşvik etmek.Özellikle hem kendisi namaz kılacak ve hem de aile fertlerine namaz kılmalarını  emredecek.Nitekim Allah-u Teâlâ Kur'an-ı Kerim'de:(Ey inananlar!Kendinizi ve aile fertlerinizi yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten(cehennemden) koruyun.(Tahrim:6)"Ailene namazı emret.Kendin de ona(namaza) sabırla devam et.Senden rızık istemiyoruz.(Aksine) Biz seni mızıklandırıyoruz.
Güzel sonuç, takvâ iledir."(Ta ha:132)Peygamberimiz(S.A.V)de:"Hepiniz idarecilersiniz.Hepiniz emriniz  altındakilerden sorumlusunuz" "Hiçbir anne ve baba çocuğuna güzel terbiyeden daha iyi bir hediye vermiş olamaz." "Her doğan (çocuk) İslam fıtratı üzere doğar.Anası ve babası Yahudi ise çocuğunu yahudi, hıristiyan ise çocuğunu hıristiyan, mecusi ise çocuğunu mecusi yapar."buyurarak anne ve babanın çocuklarından sorumlu olduklarını haber vermiştir.
Yani çocukların dini terbiyeleri annelerinin rahimlerinde başlar.Annelerinin ve babalarının yediklerinden,giydiklerinden ve psikolojilerinden çocuklar etkilenirler. 
5-Aile fertleriyle iyi geçinmeyi prensip edinecek.
6-Dışarıdan eve gelince ev halkına selâm vermeli ve güler yüzle eve girmeli,dışarıda karşılaştığı sıkıntı ve problemleri eve taşımamalı.
7-Çocuklarını İslam üzere yetişmelerini sağlamak.İnancımıza göre kadın,erkeğe,erkek kadına ve çocuklarda ana babaya verilmiş Allah'ın emanetleridir.
8-Ev halkına güzel söz söylemek,çocuklarına örnek olacak bir hayat içinde olmak.Çünkü kötü alışkanlıkları yaşantı haline getiren anne ve babaların çocukları da onları taklit etme ihtimali vardır.
9-Ev içindeki sorunları büyütmemek.
10-Ev halkına uzun müddet dargın durmamak.
11-Kusur ve hataları bağışlamak
12-Zaman zaman aile fertleriyle istişare etmek.
13-Eşini başkalarına karşı kötülememek.
14-Eve zamanında gelmek,gelemeyecekse haber vermek.
15-Eşini ihmal etmemek ve aldatmamak.
16-Kazancını içki,kumar,uyuşturucu ve benzeri haramlara harcamamak.
17-Mutluluğu ve huzuru eşinin ve çocuklarının yanında aramak ve İslam ahlâkıyla yaşamak.
b)KADININ GÖREVLERİ:           
1-Eşine(beyine) iyi davranması,saygılı ve itaatkâr olması.Sevgi ve saygı birbirlerinin davetiyeleridir.Bazı ufak tefek iyiliklerini başa kakıp,beyinin huzurunu kaçırıp rencide etmemesi.
2-Eşine karşı güler yüzlü olması,iyilik ve hizmetlerine teşekkür etmesi.Beyi dışarıdan eve gelince onu güler yüzle karşılaması,elindeki çantasını,eve getirdiği yiyecek ve giyecek eşyalarını elinden alıp yardım etmesi.
3-Çocuklarına şefkat ve merhametle muamele etmesi,emzirmesi ve bakıp büyütmesi.
4-Beyinin eve getirdiği yiyecek,giyecek ve ev eşyalarını israf etmemesi ve hor kullanmaması.Çünkü yuvayı dişi kuş yapar derler.
5-Kocasına ,ev halkına ve kocasının yakınlarına dargın durmaması ve eşini kötülememesi.
6-Peygamberimiz(S.A.V)buyurmuştur ki:"Bir kadın beş vakit namazını kılarsa,ramazan orucunu tutarsa,iffet ve namusunu korursa ve kocasıyla iyi geçinirse cennete istediği kapıdan girsin." 
b)   ANA VE BABANIN ÇOCUKLARINA KARŞI ORTAK GÖREVLERİ
1-Çocuklarına güzel İslâmi isimler vermeleri
      2-Çocuklarını sağlıklı olarak büyütmeleri       
 3-Çocuklarına helâl rızık yedirmeleri,kendileri de rızıklarını,geçimlerini helâlinden elde edip, helâl yemeleri. Çünkü nasıl ki zehirli gıdalar yenilince yiyenin bedenini hasta eder ve zehirlerse,haram gıdalar da yiyenin ruhunu hasta eder ve zehirler.
4-Çocuklarını,ahlâklı,edepli ve dindar yetiştirmeleri.
5-Çocuklar arasında ayırım yapmamak,mümkün olduğu ölçüde adil davranmaları.
6-Çocukları okutmak,ve bir meslek sahip olmalarını sağlamaları.
7-İyi bir eşle evlendirmeleri.Yani çocuklarının iş,eş,ve aş sahibi olmalarına gayret göstermeleri ve çocuklarına bol bol dua etmeleri.
d)ÇOCUKLARIN ANNE VE BABALARINA KARŞI GÖREVLERİ:
1-Anne ve babaya iyilik etmek ve iyi davranmak.
2-Onların iyiliklerine teşekkür etmek.
3-Onlara güzel söz söylemek ve onları azarlamamak.
4-Onlara hayır dua etmek.Nitekim beş vakit namazını kılan bir mü'min günde on üç(13)defa kendisinin,anne ve babasının mağfiret olmaları için selam vermeden önce Allah'a dua ederler.
5-Meşru isteklerini yerine getirirler.Nitekim Allah'u Teâlâ Kur'an-ı Kerimde şöyle buyurmaktadır:Allah-u Teâlâ buyuruyor ki;  "Rabbin, sadece kendisine kulluk etmenizi,ana babanıza da iyi davranmanızı kesin şekilde emretti." (İsra:23) Peygamber efendimiz de hadisi şeriflerinde; " Sizin en hayırlılarınız, hanımlarına karşı en iyi davrananlarınızdır."(Tirmizi).  " Cennet annelerin ayakları altındadır." Tüm Müslüman kardeşlerimin aile fertlerine mutluluklar diler selâmlarımı sunarım.               



ÇOCUKLARINIZA YAKIN OLUN, KÖTÜLÜKTEN UZAK OLSUNLAR.
            Her milletin hedefi, geleceğini garanti altına alabilmek için, tarihine, dinine, vatanına, devletine ve milletine faydalı iyi nesiller yetiştirmektir. Her anne ve babanın arzusu da dünyalarına ve ahretlerine faydalı, yaşlandıklarında kendilerine yardımcı olabilecek ve öldüklerinde kendilerini arkalarından hayırla yâd edebilecek faydalı çocuklara sahip olmaktır.
Allahu Teâlâ’nın anne ve babalara verdiği en güzel nimetlerinden olup dünyanın süsü, evlerin neşesidirler. Aynı zamanda her nimetin bir külfeti ve sorumluluğu olduğu gibi çocukların sorumlulukları vardır. Yani birer imtihan vesilesidirler. Çocuklarını ve gençliğini iyi terbiye etmeyen milletler, anne babalar, yarınlarına ve geleceklerine güvenle bakamazlar. Dünyevi ve uhrevi sorumluluklarından kurtulamazlar. Çocukların eğitimi ve terbiyeleri konusunda Allah-u teâlâ: “Ey inananlar! Kendinizi ve aile fertlerinizi, yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten(cehennemden) koruyun.” (Tahrim:6) buyurmuştur.
Peygamberimiz (S.A.V) de : “ Hepiniz idarecilersiniz. Hepiniz emriniz altındakilerden sorumlusunuz.” “Hiçbir anne-baba çocuklarına güzel terbiyeden daha iyi bir hediye vermiş olamaz.” “ Her doğan (çocuk) İslâm fıtratı üzere doğar. Anası ve babası yahudi ise çocuğunu yahudi, hıristiyan ise hıristiyan, mecûsi ise mecûsi yapar.”
Eğer çocuklarımızın dünya ve ahretlerinde mutlu ve bahtiyar olmalarını istiyorsak, eğer onları Allah için seviyorsak, kötülüklerden uzak yaşamalarını ve arkamızdan bizi hayırla rahmetle yâd etmelerini istiyorsak, Kur’an ahlâkını onlara aşılayalım.
Maddi hastalıklara yakalanmamaları için maddi aşılarını yaptırdığımız gibi dinsizlik, imansızlık, ahlâksızlık ve ibadetsizlik gibi manevi hastalıklara da yakalanmamaları için onlara çocuk yaşta iken manevi değerlerimizi kazandıralım .
Manevi değerleri kazandırdığımız çocuklarımız her türlü kötülüklerden uzak olur. Gençlerimizi ve gelecek nesillerimizi terör, fuhuş, içki, kumar, uyuşturucu, hırsızlık, zararlı internet sitelerinden, tehlike ve tuzaklarından koruyabilmek, milli ve manevi değerlerimizi onlara aşılayabilmekle mümkündür. Bunun için gençlere değerler eğitimi vermek mecburiyetindeyiz. Asırlarca İslâm’ın bayraktarlığını yapmış ecdadımızın torunları olan gençlerimizi bu unuttukları değerlerle yeniden tanıştırmak dileğimle…….