8 Ocak 2015 Perşembe

Yoksunluk…
Sevgi öyle bir âlemdir ki, o âlemde yolculuk yapanlar farklı farklı hislere kapılabilirler. Birinin hissettiğini diğeri hissetmeye muktedir olmaya bilir. Sevdayla bakan göz her düştüğü yerde farklı bir izlenim uyandırabilir ve farklı anlaşılmalara neden de olabilir.
Çelişki ve kargaşa her an hazırdır. Yeter ki anlayış o ortamdan uzaklaşmış olsun.
Sevgi hiçbir art niyet içinde saklanamaz. Ama sevginin bohçasına sarılarak kendilerini sevgi gibi göstermeye çalışan nice hevesler olabilir. Bu, günahın sevap kispetini giymesi gibi bir şeydir. Ya da, günahla sevabın iç içe girdiği yaşamlar...  Günahın sevabın içinde arındığı gibi heves de sevginin içinde arınır ve sadeleşir. Sevgi ve heves cetvelinde, heveslerin sırasında sevgiler, sevgilerin sırasında da hevesler yer alır zaman zaman.
Sevgiye herkesin ihtiyaç duyduğu söylenir, fakat sevginin çok da umursandığı söylenemez. Takıntılı hevesler ile mantığın kör cephesi sevginin üzerine ikindi gölgesi gibi düşer. Yönünü sevgiye kapatan mantıktan ve adi hevesten sevgiyi anlayan herkes bizar düşer; fakat keyfilikten şikâyeti olanlar ise keyfiliğin batağında debelenmeye devam ederler. Kaybolan asalet adiliye tercih edilir zaman zaman.
Bir sevginin sevgi olma haysiyeti yürekte kalıcılığı ve onun meydana getirdiği sevgi alanıyla orantılıdır. Eğer sevgi düştüğü yürekte önceliğe sahip olamıyorsa zamanla haysiyeti kaybolur, sırnaşık ve sevimsiz bir şekle bürünür; başkasının gözünde. Bu, yürek sahibinin mantığı sonucunda ortaya çıkan bir durum da olabilir. Belki de bu, mantığın sevgiye üstünlüğünden ziyade, o yüreğin bu sevgiyi hak etmeyişi ve ucuzluğu ile alakalı olabilir. Zira birçok iletişimde mantık sevginin önündedir. Bundan dolayı gönül âleminde mantığa yenilen sevda çok, ama çok mahcup olur. Belki de bu bir yenilgi olmayıp, rutin hayatların sıradanlığıdır. Sevginin cümleleri muhatabında yankı buluyorsa, muhatap o yankıları kendi cümleleri sanır. Bundan dolayı kendini seven didarın önüne geçerek onu yönlendirmeye çalışır. Bu hal onu sevda karşısında palyaçodan farklı kılmaz. Ne çirkin, ne kabul edilmez görüntüdür o: Palyaço önde; sevgi dolu gönül adamı onun arkasında…
Yüreğe yapılan haksızlıklar karşısında susması gerekenlerin konuştuğu, konuşması gerekenlerin sustuğu görülür çok defa… Sevgisizlik konusunda konuşulanlar yeni bir sevgisizlik kapısı açarken, susanlar da yeni bir haksızlığa ark olur. O gönül âleminde çok defa “keşkeler” yeşerir.  
İnsanlar, sevgileri mantıklarıyla yerilirken, gönüllerden geçmeyen eylemlerle itham edilirken, ön yargının tek yönlülüğü karşısında sessiz kalmaktan başka imkânlara sahip olamazlar genellikle.
 
Sevgiyi uzun ve karanlık gecelerin dehlizlerine kilitleyenler masum gibi ortalıkta gezerken, yüreğinin sesini haykıranlar meczup tarifesine takılır çoğu zaman. Birçok insan sevgiye ihtiyaç duymadan yaşamaya alıştığı için, sevgiyi kendilerine yük görebilmektedirler. Çünkü yaşamın riyaları insanların kalplerine sahip olmuştur. Sanki sevgisizlik ve mantığın ön plana çıkartılarak yüceltilmesi bu yaşamın ahlak yasası haline gelmiştir.
 
O halde uyarmak gerekir ki; sevgisizlikten sakının ve sevginizi açık etmekten korkmayın, ama sevgini de kıymet bilmez bir yüreğe esir de etmeyin. Bu yüreklerin birliği ve dirliği için elsem bir durumdur. Uzaklık ve yakınlıktan da bağımsızdır. Derin bir hissediş, hayata yeniden ve düzenli bir bakıştır. Hâkim olan gücün heveslerden arınmış ve mantığı hiçe saymayan sevgi olması gerekir. Aksi durum her anlamda sukutu hayaldir. Sessizliğin içinde bir sevgi olabilir, ama sukutu hayalde asla…
                                                                                        07.05.2010 / Kütahya