27 Şubat 2015 Cuma

Hepimizin şikâyetçi olduğu ortak bir nokta var: ‘Unutuyoruz’
Unutmanın sevgilisi olan hafızamız hiç şüphesiz insanın sahip olduğu en önemli hazinelerinden biridir. Hafıza ve beynin sadece öğrenme değil, aynı zamanda unutma organı olduğu bir gerçektir. İnsan hafızası unutkanlık hastasıdır. İnsan yaşamını devam ettirebilmek adına anlık heyecan, sevinç, üzüntü gibi kendisine yaradılıştan eklenen özellikleri yaşayabilmek için unutmak zorundadır.  Lakin bir diğer gerçek ise insanı ayakta tutan inanç ve sevgiyle beraber kendini hatırlamayı unutmamasıdır.
Bu hazine zamanla iyicilik oynadığımız dostlar, sürdürülmesi gereken iş ilişkileri, gözetilmesi gereken hassas dengeler, insanların bitmek tükenmek bilmeyen hırs ve istekleri, sahip olabilme duygusu uğruna harcanan, ertelenen hayatlar, talep edilenler ve talep edenlerin sonrasındaki  tepkisizliklerimiz karşısında zayıflar. Peki zayıflayan hafızamız ve içinde var oldugumuz ağır yaşam koşullarında sürekli bir şeylerin peşinde koşturarak kendine vakit ayıramayan bizler, aynaya baktığımız zaman kendimizi nasıl  tanımlarız acaba? Kendimizi geride bıraktıklarımız dışında ne hatırlatır? Hiç düşündünüz mü?
Belki de  güzel bir kitap okumaktan, sıkı bir film izlemekten, bir dost ile zaman geçirmekten, alışverişe çıkmaktan ya da geleceği düşünüp plan yapmaktan öte biri bana bir tokat atsın diye beklemeden, en son ne zaman ruhunuzu tokatladığınız sorusunu sormaktır kendini hatırlamak…
Kendini unutmanın aslında  inanç, vicdan ve din duygularının  sarmalı ötesinde içsel bir kaçış olduğu da söylenebilir. Ayrıca insanın kendini hatırlamasının  akla gelecek bencillik yaklaşımıyla da alakası yoktur. İnsanın hayatının her döneminde kendini  hatırlaması, değerlendirmesi, sevmesi sadece yaşamanın gereğindendir. Ve yaşam küçümsenmeyecek kadar hızlı ve acımasız akıp giderken ruhunun yalnız olmadığını kulağa fısıldamaktır kendini hatırlamak…
Mutsuz olmamayı, şuna buna söylenmemeyi, karamsarlığın yerine kendini sevmeyi yazmaktır yüreklere, kendini hatırlamayı unutmamak. Yaşadığın zamanın ve aldığın her nefesin tadını çıkartmaktır.
En az şeyle en çoğa sahip olunabileceği tezatının aslında var olabileceğinin ümididir kendini hatırlamak. ‘Unutmak’ ve ‘Unutulmamak’ sözlerinin büyük büyük dedesi olduğunun farkına varmaktır. Kendine değer vermenin, benliğine sahip çıkmanın, yaşamın anlamını idrak etmenin anahtarıdır. Nefes almaktır. İnsanoğlunun çıktığı sonsuzluk yürüyüşünün adıdır.