16 Ekim 2015 Cuma

VAKİT Mİ YOKSA NAKİT Mİ KIYMETLİDİR.
Dedesi, televizyon karşısında çok vakit geçiren Ahmed’e sormuş: Sevgili torunum, söyle bakayım demiş, vakit mi daha kıymetli yoksa nakit mi?
 Ahmed düşünmeye başlamış:
- Dedeciğim demiş, vaktin ne olduğunu biliyorum, mesela ben televizyon seyrederken geçen saatlerin vakit olduğu belli. Ama nakitin ne olduğunu bilmiyorum. Ne demektir nakit?
Dedesi nakdi şöyle açıklamış:
- Nakit de vakit içinde kazandığımız paranın adıdır. Bizim zamanımızda paraya nakit derlerdi. Onun için, vakit mi, yoksa nakit mi kıymetli, diye sordum.
Ahmed, bu defa hemen cevap vermiş:
- Dedeciğim demiş, öyle ise vakit nakitten kıymetlidir. Çünkü demiş, vakit içinde nakit kazanılır; ama nakitle vakit kazanılamaz. Yani ben televizyon karşısında geçirdiğim vakit içinde çalışsam nakit kazanabilirim. Ama kazandığım bu nakitle televizyon karşısında harcadığım bu vakti satın alıp geri getiremem. O artık uçup gitti. Kucak dolusu para versem de kaybettiğim vakti kazanamam.
Bu cevaptan çok memnun olan Ahmed’in dedesi, değeri pek bilinemeyen iki şey hakkında bir hadis okuyarak şöyle demiş:

- İnsanlar iki şeyin kıymetini bilmiyorlar; biri sıhhatleri, diğeri de değerlendiremedikleri vakitleri!..

Evet, Ahmed’in dedesi okuduğu bu hadisle çok mühim bir gerçeği dile getirmiş. Gerçekten de hem sıhhatimizin hem de boş vakitlerimizin kıymetini pek bilemiyoruz. Bazen yaşlanıncaya kadar bu kıymet bilmezliğimiz sürüyor. Ancak ihtiyarlayınca sıhhatimizle boşa harcadığımız vakitlerin kıymetini biliyoruz; ama bir faydası da olmuyor son pişmanlığın... Nitekim iki büklüm halde yere eğilerek yürüyen bir yaşlıya sormuşlar:
- Baba demişler, neden eğilmiş halde yere bakarak yürüyorsun?
- Evlat demiş, gençliğimi kaybettim de onu arıyorum. Eğer bulursam tüm nakitlerimi verip gençliğimde kaybettiğim vakitlerimi geri alacağım. Tek dakikasını da boşa geçirmeyeceğim. Ama demiş bulamıyorum ki harcadığım gençliğimi, tükettiğim boş günlerimi...
Basra’nın meşhur âlimi Hasan Basri Hazretleri de:
- Ben demiş, öyle zatlara eriştim ki, onlar sizin nakitlerinizi harcamaktan çekindiğinizden daha fazla vakitlerini harcamaktan çekiniyorlardı. Yani ya okuyorlardı ya da yazıyorlardı. Ya da ibadetle meşgul oluyorlardı. Tek dakikalık vakitlerini dahi boşa harcamıyorlardı...
Bundan dolayı bir ilim adamı yemekte harcadığı vaktine üzülerek şöyle demiş:
- Ah şu yemek vakitleri olmasaydı... Yemekte başka hiçbir işle meşgul olunamıyor, tümüyle mide işine yöneliyoruz. Halbuki, geçen vakitler sofrada tüketilecek kadar değersiz değildir!..
Basralı ilim adamı Amir’i ziyarete gelenler: ‘Bize vakit ayırsan da oturup şöyle biraz sohbet etsek?’ demişler. Parmağıyla gökyüzünü göstererek demiş ki:
- Tutun şu güneşi, yerinde saysın; ben de sizinle oturup sohbetle vakit öldüreyim. Bunu yapamıyor, vakti durduramıyorsanız, izin verin bir daha ele geçiremeyeceğim vaktimi pişman olmayacağım şeylerle değerlendireyim!..
Şimdi bütün bu örneklerden sonra sorumu şöyle sorabilir miyim?
- Nakdinizi boşa harcamaktan kaçındığınız gibi, vaktinizi de boşa harcamaktan kaçınıyor musunuz? Yoksa şimdiye kadar kimse size vaktin nakitten daha değerli olduğunu hatırlatmadı mı? Paranızı boşa harcamaktan çekindiğiniz gibi vaktinizi de boşa harcamaktan çekinme gereği duymadınız mı? Mesela televizyon karşısında harcadığınız vakitlerinizin paranızdan daha değerli olduğunu hiç düşünmediniz mi?
 Vaktini ne ile geçiriyorsan, sen o’sun
Zaman, insanoğlunun en az sahip olduğu fakat en çok ihtiyaç duyduğu bir kavramdır. Bir servet kadar değerli olan zaman, aynı zamanda kum tanelerinin avucumuzdan kaydığı gibi gözlerimizin önünde iz bırakarak kayan bir gerçekliktir. Zamanın izlerini insan, hayatının her anında ve bedeninde görebilir. Zaman, üzerinden gelip geçilecek bir yol değil, farkındalıkla değerlendirilmesi gereken bir sermayedir.
Zamanı anlayıp, yorumlayamadığımız sürece hayatın anlamı eksik kalacaktır. Ebu Ali Dekkâk (ks) şöyle demiş: “Vakit, içinde bulunduğun andır. Yani zihnin ve gönlün neyle meşgulse senin vaktin işte odur. Eğer gönlün dünya ile meşgulse senin vaktin işte odur. Eğer gönlün dünya ile ise vaktin dünyadır, ahiret ile ise vaktin ahirettir. Eğer gönlünde neşe varsa vaktin neşe, hüzün varsa vaktin hüzündür. Yani sende hangi hâl galip ise vaktin odur.”